Türkiye’den kaçarken, ABD’ye sığınmak
2026 yılının ilk günlerini yaşıyoruz.
Ve dünya bir şoku atlatmaya çalışıyor.
ABD, Venezuela'ya saldırılar düzenledi ve devlet başkanı Nicolas Maduro'yu resmen kaçırdı.
Maduro her yönüyle bir diktatördü, ancak bir ülkenin devlet başkanını kaçırıp, ben yargılayacağım, o ülkeyi de bir süre ben yöneteceğim demek, tam anlamıyla terörizm.
Uluslararası hukuk, bir yana, güçlünün hukuku bir yana.
Bulunduğumuz coğrafya yeniden şekillenirken, ilerleyen günlerde, başka ülkelerde, başka hareketlenmeler de bekleniyor.
19 Ekim seçiminde, Ersin Tatar Cumhurbaşkanlığı makamını, Tufan Erhürman'a devretti.
Seçim sonucunu ortaya çıkaran motivasyonun, elbette pek çok sebebi vardı.
Bunlar günlerce tartışıldı.
Bu motivasyonun önemli bir bacağı da Kıbrıs sorununa dair beklentiler, taraflar arası kopuk iletişimin, diyalogun yeniden sağlanması ve müzakerelerin başlamasına yönelik zeminin en erken zamanda oluşması.
Tufan Erhürman'ın seçilmesi ile bir gerçek ortaya çıktı.
Nedir bu gerçek?
Kıbrıs sorununun tek taraflı olmadığı, uluslararası bir sorun haline geldiği, BM yanında AB'nin içinde olduğu siyasi bir meseleye dönüştüğü.
Daha öncede böyleydi, ancak Rum yönetimi rahattı, şimdi Rum yönetiminin ne yapmaya çalıştığı çok çelişkilerle dolu olmakla beraber net olarak ortadadır.
Bakınız bunları sırf yazı olsun, sırf eleştiri yapmak adına söylemiyor, yazmıyorum.
Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, Ocak ayının ilk günü, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı.
Bunun bir diğer adı da altı ay sürecek dönem başkanlığı süresince Kıbrıs sorununa yönelik herhangi bir gelişmenin beklenmeyecek olmasıdır.
Aslında bu konu geniş bir konu ve bir sonraki yazım da bu konu ile ilgili olacak.
Ama buraya gelmişken şunu söylemeliyim;
BM ve AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti, birçok ülke ile askeri işbirlikleri yapıyor ve bu başta AB'yi rahatsız etmiyor mu?
İşte ABD, işte İsrail ve yaptıkları.
Yazının girişine dönersem, Kıbrıs sorunu, çözümü ya da çözümsüzlüğü sadece Türk tarafı ile ilgili değildir.
Esas anlatmak istediğim budur ve Tufan Erhürman'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile bu net olarak ortaya çıkmıştır.
Tabi ki siyaset yapılacak, siyasi olarak eleştirilecek, ancak Kıbrıs konusu iç siyasete malzeme yapılırsa, bunun bir getirisi olmaz, olmayacak.
Rum lider Nikos Hristodulidis işte bunu yapıyor, hem sorunun taraflarını çoğaltıyor, hem Türkiye ile ilgili bir karşıt platform oluşturuyor, hem de Kıbrıslı Türkler olmadan, adanın bütünü ile ilgili uluslararası anlaşmalar yapıyor.
Kimlerle flört ettiğini, adayı nasıl bir tehlikeye attığını farkında değil mi?
Bir kez daha altını çizmekte fayda var;
Bunları sırf yazı olsun, eleştiri yapılsın diye yazmıyorum.
İletişim ve diyalogla yeni bir dönem başlatmak isteyen, söyledikleri ile yaptıklarının örtüşmesi gereken bir lider, bu kadar çelişkili adımlar atmaz.
Adayı askersizleştirmek istiyorum derken, bu kadar yabancı askeri, emperyalist gücü adaya getirmez, bu kadar anlaşma yapıp, silahlanmaya devam etmez.
Türkiye'den kaçarken, ABD'ye sığınmaz.
1974 sonrasında kuzeyde kalan mülklerle ilgili, inşaat yapanı, satanı, alanı hatta reklamını yapanı bile cezalandırmak için yeni kararlar almayı düşünmez.
Bunlar yeni dönem ve çözüm istenci ile ne kadar bağdaşıyor?
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.