ADF zirvesinde İki Devlet vurgusu…

Yayın Tarihi: 20/04/26 07:40
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Antalya Diplomasi Formu yapıldı. Devletin zirvesi oradaydı. Önemli bir paylaşım yapıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması sırasında ekrana yansıyan bir görsel vardı. Kıbrıs'taki çözüm şekline göre iki devletli çözümü belirten bir görseldi bu. Hem de federal çözümü savunan bir KKTC Cumhurbaşkanı salonda oturuyor olmasına karşın. Gerçi şunu da söylemeden geçmeyelim Cumhurbaşkanı Erhürman iyi bir konuşma yaptı, bunu teslim etmek lazım.

Şu çözüm meselesini düşünüyorum kaç gündür. Türkiye ile Yunanistan belki balayı yaşıyorlar ancak Kıbrıs’ta taraflar ne yazık ki bu havada değiller. Neyse ki buluşmaya başladılar, başladılar ama buluşmalar sonuçsuz kalıyor. Örneğin yeni kapı açma meselesi vardı anlaşılan onda da uzlaşı yok. Yani taraflar buluşuyor bir şeyler konuşuyorlar ama dişe dokunur bir gelişme yok. Anlıyoruz ki bu gayri resmi görüşmeler boşuna.

Tek kurtuluşu çözüm müdür bu ülkenin diye kendi kendime soruyorum, çoğu zaman da başka çıkış kapısı göremiyorum aslında ama diğer yandan can alıcı soru aklımda uyanıyor; Rumlarla çözüm ama nasıl?

Hiç düşündünüz mü Türkiye Devleti neden “federasyon defteri kapanmıştır” dedi. Hatırlatmakta fayda var; Crans Montana Rum yönetiminin Türk Devletine ve Kıbrıslı Türk yöneticileri attığı bir kazıktı da ondan.

Hiç düşündünüz mü Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan neden İki Devletli çözümü savunuyor ya da Eski Cumhurbaşkanı Ersin Tatar iki devletli çözümü savunuyor; çünkü Rum yönetiminin gerçek anlamda Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman adada eşit görmeyeceğini biliyorlar. Bunu tecrübe ettiler. Yahu adamlar kapı bile açmıyorlar, siyasi eşitliği vermiyorlar. Seni kendisiyle eşit görmüyor bu adamlar, bu adamlarla biz nasıl Federasyon çatısı altında çözüm yapacağız.

Daha da ilerisini söyleyelim, Rum liderin anladığı çözüm şekli değil ki. Tek kelimeyle Hristodulidis, üniter devleti savunuyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “bizim neslin son denemesiydi” demedi Crans Montana dönüşünde. Ki çözümü Türkiye'yi de ikna ederek ne kadar zorlamıştı hatırlayın.

Olmuyor dostlar olmuyor, Rum yönetimiyle çözüm olmuyor. Bu gerçeğin farkına varmamız gerekiyor artık.

Rumların kendi meclislerinden ELAM terör örgütünün baskısıyla geçirdiği ve okullarda kutlama kararı aldığı Enosis'in gerçekleşmesi için vakti zamanında yaptığı plebisitin yıl dönümü artık her yıl anılacak. Tabii bu karar özellikle Türk tarafında ciddi tepkiye neden olmuştu hatırlıyorum. Rumlarla çözüm arayışında olmak adeta iyileşmesi için yaraya ilaç sürülmesi yerine tuz basmaya benziyor. Yani hem zararına hem de boşuna uğraş anlamına geliyor bu.

Yahudi kökenli bir dostum bir zamanlar bana gülerek "Benim çok postum var dostum, bazen kuzu postunu giyerim bazense kurt postunu" demişti.

Sözde çözümcü geçinen Rum lider Hristodulidis çözüm masasında kuzu postuyla otururken ve dahası Cumhurbaşkanı Erhürman ile yürüttüğü çözüm müzakerelerinde çözümü yürekten istermiş gibi görünürken masadan kalktığı anda kurt postunu giyip tiyatrosunu oynama devam ediyor.

Her aklı başında insan gibi bu adamlarla biz nasıl çözüm yapacağız sorusunu soruyorsunuz kendinize.

Türk askerinin hala adadan gitmesini isteyen ya da Türk askerini halen işgalci gören varsa Allah aşkına gidip bir psikiyatriste muayene olsun ve hiç gecikmeden ilaç içmeye başlasın.

Adamlar alenen asker çıksın da gününüzü görürsünüz deyip kasap bıçağını biliyorlar.

Bir yandan da Rumları takdir ediyorum. Onlar bizim gibi sırf çözüm olsun da nasıl olursa olsun birçok şeyden vazgeçmeye hiç razı olmadılar. Devletine ve ideallerine bu kadar sahip çıkan bir millete ancak saygı duyulur.

Biz Türklerle Rum tarafındaki restoranlarda domuz yiyip konyağı çektiklerinde biz sanıyoruz ki bu adamlar bizim kardeşlerimiz. İnanın ki bu hava bu, bu psikoloji var birçok Kıbrıslı Türk'te.

Etimizden köpeğimizin mamasına kadar onların marketlerinden satın alıyoruz.

Bu da yetmezmiş gibi %64 toprakları %71 olsun kabul etmeye de razıyız.

Bunun pek çok sebebi var ama en önemli sebebi de Kıbrıs Türk halkının ciddi şekilde mutsuz, umutsuz ve yarınından çaresiz hale getirilmiş olması.

Herkes bu yazdıklarımdan ötürü Türkiye'yi sorumlu tutar, halen bugün bu böyledir ama kimse bizim beceriksiz ve kendi menfaatleri için ülkesine sahip çıkmayan kendi yöneticilerini sorumlu tutmaz. Tutar gibi yapar ama biri onlara çocuklarını söz devlete alacağız dedi mi sövmemiz saymamız bir anda ortadan kalkar ve beklemeye başlarız, hem de bize verilen sözlerin tutulmayacağını bilmemize rağmen.

Derken bir umutsuzluktur alır başını gider ve çözüm olsun da kurtulalım bu durumdan ama ne isterse olsun diye bir heves sarar içimizi.

Prof. Dr. Mehmet Çakıcı Kıbrıslı Türklerin bu genel halini "öğrenilmiş çaresizlik" olarak yorumlamıştı yıllar önce. İşte durumun özeti bu beyler.

İki halk bir arada yaşamaz. Maalesef.. Keşke böyle olmasa..

Bu adamlarla çok zor ama çok zor. Yine de siyasettir. Süt siyah olur, güneş batıdan da doğar; belli olmaz.

**************

GÜNÜN SÖZÜ

"Sesinde ne var biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var"

Cemal Süreya

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları