Temas Edebilmek
Bir çocuk bir şey anlatırken çoğu yetişkinin zihni hemen harekete geçer. “Bunu böyle yapmamalı”, “şöyle düşünürse daha az üzülür”, “doğrusu bu değil.” İyi niyetle söylenen bu cümleler, çoğu zaman bir şeyi öğretmeyi, yanlışı düzeltmeyi amaçlıyor. Ama çocuk için o an önemli olan şey, doğruyu öğrenmekten çok daha başka olabiliyor: o, anlatırken birinin gerçekten orada olup olmadığını yokluyor.
Çocuklar ve ergenlerle kurulan ilişki bu noktada önemli derecede şekilleniyor. İlişki, doğruyu öğretmekten ya da yanlışı düzeltmekten önce, temas edebilme meselesidir. Temas, çocuğun,ergenin ne yaptığıyla değil, o an kendini nasıl hissettiğiyle ilgilenebilmeyi gerektirir. Çünkü bir çocuk, ancak anlaşıldığını hissettiği bir ilişkide öğrenmeye ve değişmeye alan bulur.
Yetişkinler genellikle iyi niyetle yaklaşıyor aslında. Korumak istiyor, öğretmek istiyor, yanlış yapmasın istiyor. “İyiliğin için söylüyorum” cümlesi bu yüzden bu kadar tanıdık geliyor. Ancak niyet ile çocuğun yaşantısı her zaman örtüşmeyebiliyor. Yetişkin için yönlendirmek olan şey, çocuk için kontrol edilmek gibi hissedilebilir, veya “ben galiba beceremiyorum” inancını doğurabilir. Yetişkin sakinleştirdiğini düşünürken, çocuk duyulmadığını hissedebilir ve ilişki bu noktalarda zedelenir. Çünkü çocuk için önemli olan söylenen söz değil, o sözün içinde kendine ne kadar yer bulabildiğidir.
Tabii ki böyle bir noktada dinleme biçimimiz en belirleyici unsurlardandır. Biz yetişkinlerin en sık düştüğü tuzaklardan biri, hızlı çözüm üretmektir. Çocuk anlatır, ergen konuşur ve yetişkin daha cümle bitmeden çözümü yapıştırır adeta: “Boş ver”, “takma kafana”, “şöyle yapsaydın olmazdı”… Bu cümleler çoğu zaman iyi niyetlidir ama teması engeller. Çünkü dinlemek, cevap vermek için beklemek değildir, dinlemek, gerçekten anlamaya çalışmaktır. Anlamak ise çoğu zaman sessiz kalabilmeyi, acele etmemeyi ve orada durabilmeyi gerektirir.
Çocuklar ve ergenler, anlaşılmadıklarını bir yetişkinin yüz ifadesinden, ses tonundan, aceleciliğinden fark ederler ve anlaşılmadığını hisseden çocuk ya susar ya da davranışıyla konuşmaya başlar. Bu yüzden şunu da kabul etmek gerekir ki çocuğunuzun anlattığı şeyin %100 mantıklı olması gerekmez. Zaten duygular çoğu zaman mantıkla gelen şeyler değildir ama gerçektirler ve gerçek olan her duygu, ilişki içinde bir karşılık bulmak ister.
Küçük çocuklar için bu temas çoğu zaman oyunla kurulur. Oyun, çocuğun kendini ve dünyayı anlattığı en doğal dildir. Oyun oynamayan, sadece konuşarak ilişki kurmaya çalışan bir yetişkin çocuğun dilini bilmeden sohbet etmeye çalışan biri gibidir. Ergenlerde ise bu dil çoğu zaman mizaha dönüşür. Alaycı bir gülümseme, dalga geçen bir cümle, umursamaz gibi görünen bir tavır… Bunların hepsi ergenin ilişkiyi tamamen kesmeden mesafeyi ayarlama yollarıdır. “Ciddi konuşalım” baskısı hem çocukta hem ergende ilişkiyi kilitler. Oysa oyun ve mizah, çocuğu ya da ergeni ciddiye almamak değil, onun dünyasına girebilmek anlamına gelir.
Çoğu zaman davranışa takılıp kalıyoruz. “Bu çocuk neden böyle yapıyor?” sorusunu da sıkça soruyoruz. Oysa ki davranışın da, çoğu zaman bir iletişim biçimi olduğunu unutuyoruz. Anlatılamayan duygular, davranışla kendini gösterebiliyor. Öfke, kaygı, korku, utanç… Hepsi kendine bir yol buluyor.
Zorlayıcı davranışlar üzerinden ilişkiyi koparmak, çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu anda yalnız kalmasına neden olur. Oysa tam da o anlar, ilişkinin en çok sınandığı ama aynı zamanda en çok güçlenebileceği anlardır.
Ergenlerle ilişki kurmak ise daha hassas bir denge ister. Çok yaklaşırsanız boğulmuş hissederler, çok uzaklaşırsanız terk edilmiş. Ergenin geri çekilmesi çoğu zaman ilişki reddi değildir tabii ki, kendine alan açma, kendini bulma çabasıdır. Verdikleri mesaj genellikle benzerdir: “Beni bırak ama yanımdan kaybolma.” Ergenler, sürekli müdahale edilen değil, ihtiyaç duyduğunda ulaşabileceğini bildiği yetişkinlerle bağ kurar. Orada bir yerde durduğunu bilmek, çoğu zaman yeterlidir.
Bütün bunların içinde çoğu zaman fark edilmeyen bir katman daha vardır: Yetişkinin kendi çocukluğu.
Bir çocukla ya da ergenle kurulan ilişki, çoğu zaman yetişkinin kendi çocukluğuna da dokunur. “Beni kim dinlemişti?”, “Ben ne zaman anlaşılmıştım?” soruları fark edilmeden bugünkü tutumları şekillendirir. Bazen bir çocuğun ağlaması, yetişkinin kendi bastırılmış duygularını tetikler. Bazen bir ergenin öfkesi, geçmişte izin verilmeyen öfkelere dokunur.
Çocuklarla ve ergenlerle ilişki kurmak çoğu zaman büyük cümleler gerektirmiyor aslında, bazen bir an durabilmek, bazen hemen düzeltmemek, bazen de sadece orada kalabilmek yeterli olabiliyor.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.