MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

Mustafa Akıncı ve duyguların siyaseti

Yayın Tarihi: 18/05/26 07:49
okuma süresi: 11 dak.
A- A A+

Nagehan Tokdoğan’ın “Yeni Osmanlıcılık: Hınç, Nostalji, Narsisizm” kitabı, duyguların sosyolojisi ve politiğini başarılı bir biçimde inceleyerek Türkiye’deki İslami kesimin duygu dünyasının analizini yapıyordu. Bu kitap gerçekten ilginçti; çünkü sadece kuru bir ideolojik analizin ötesine geçip, ideolojileri besleyen veya ideolojilerin bilişsel olarak yol açtığı duyguları ve o duyguların nasıl mobilize edildiğini ya da kullanıma sokulduğunu da ön plana çıkarıyordu.

Bu şu demek: Sadece İslami kimliği ön planda olan kesimler için değil, her ideolojik kesim için hangi duyguların nasıl mobilize edildiğinin farkında olmak son derece önemlidir.

Örneğin Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs adasında yaşanan etnik çatışmada “hınç ve garezin” nasıl yoğun şekilde kullanıldığını detaylı ve derinlikli siyasi tarih analizleriyle ortaya koymuştur. Kıbrıs’ta federasyon ve barış isteyen kesimler için, adadaki Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin yol açtığı zararlı duyguların analizini yapmak elbette çok önemlidir. Ancak herhangi bir yerde çatışma varsa — ister etnik, ister ekonomik, ister ideolojik olsun — orada bir nebze de olsa “hınç ve gareze” rastlamak mümkündür.

Biz insanların yaşamları boyunca bu gibi duygulardan tamamen arınmış kalmaları hiç kolay değildir. Ancak bu duygular benliğimizi ele geçirirse, ya kendimize ya da etrafımızdaki insanlara istemeden de olsa zarar vermemiz kaçınılmaz olur. Siyasi dünyada propaganda, duygusal manipülasyon ve ajitasyon taktikleri, kitleleri etkilemek ve mobilize etmek adına sıkça kullanılır. Bu taktikler elbette kişisel çıkarlara ve kibire hizmet edebilir. Ancak aynı zamanda bir “varoluş” biçimi hâline de gelebilir. Bu durum yalnızca siyaset dünyası için geçerli değildir.

Mustafa Akıncı, 2020 seçimlerinde Türkiye’nin sert müdahalesi sonrasında görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye’nin 2020 yılında KKTC seçimlerine yaptığı sert ve tehditkâr müdahaleler, bundan 40 yıl sonra bile bu toplumun bir kesiminde travma olarak kalmaya devam edecektir. Daha önce de belirttiğim gibi, Kıbrıs’ta federasyon ve barış isteyen kesimler, adadaki Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin yol açtığı hınç, garez ve şiddet duygularına oldukça sorgulayıcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar.

Bu yazıda Sayın Akıncı’nın yasakları kaldırılan Kıbrıslı Türkler için yaptığı son açıklamalarının duygusal anatomisini analiz etmek ve okurların dikkatine sunmak istiyorum. Akıncı açıklamasında şunları dile getirmiştir:

“Eskiden bizi ‘milliyetçiler’ ve ‘hainler’ diye zaten ikiye bölmüşlerdi. 2020 Ekim’inden sonra ‘hainler’i kendi içinde de böldüler: ‘yasaklılar’ ve ‘yasaksızlar’ olarak. Şimdi de ‘yasaklılar’ı bir daha böldüler: ‘yasağı kaldırılanlar’ ve ‘yasağı devam edenler’ diye… ‘15’ten fazla’ deniyor. Ne demek 15’ten fazla? Bunlar insan… Kıbrıslı Türk toplumunun aydınlık yüzleri… Her birinin adı var, kimliği var. Her biri toplumun tanıdığı isimler… Bu insanların isimleri ve sayıları nasıl olur da açıklanmaz? Yasağı devam edenler niye hâlâ gizlenir? Bu insanlarımızın kimseye teşekkür borcu yok. Tam tersine çağdışı yasakçı zihniyetin onlara ve iradesi gasbedilen toplumumuza özür borcu var.”

Birinci Unsur: Tamamen edilgen, öznesiz ve mağdur bir Kıbrıs Türk toplumu

Sn Akıncı bu metinde genel olarak yasaklı aydınların cesaretine ve haysiyetine güçlü bir biçimde sahip çıkıyor. Onları baskıya karşı direnen özneler ve aydınlık yüzler olarak kurguluyor. Bu hususun altını dikkatle çizmek istiyorum. Ancak, Sayın Akıncı’nın “bizi ‘milliyetçiler’ ve ‘hainler’ diye zaten ikiye bölmüşlerdi” ifadesi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.

Burada Sayın Akıncı’nın takdim etmek istediği kadar edilgen ve ikiye bölünerek sırf Türkiye tarafından mağdur edilen bir Kıbrıs Türk toplumu yoktur. En azından “milliyetçiler ve hainler” bölünmesi, Türkiye’nin yapay biçimde Kıbrıslı Türklere tepeden empoze ettiği bir durum değildir. Bu siyah-beyaz ayrım, TMT Ankara’ya bağlandmadan önce de vardı.  

Denktaş’ın 1980’lerde Kıbrıslı Türkleri “Milliyetçiler ve Rumcular” veya “Milliyetçiler ve Komunistler” diye ikiye ayırdığını biliyoruz. O dönemler Denktaş rejimine karşı olmak gerçekten çok zor ve cesaret isteyen birşeydi! Sn Akıncı bunu yaşayarak bilen siyasilerimizdendir. O dönem yaşayan ve solcu olan herkes Kıbrıs Türk toplumunda maddi manevi çok ağır bedeller ödediler. Hepsini yeniden onore etmek isterim.

Bunun yanısıra, Sayın Akıncı da bir dönem Türkiye ile birlikte hareket etmiş ve Crans-Montana Kıbrıs Konferansı’na kadar federasyon sürecini Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte yürütmüştü. O dönemlerde birçok Kıbrıslı Türk milliyetçisi “Akıncı ile AKP bir oldu, Kıbrıs’ı satıyorlar” diyerek tepki gösteriyordu.

İkinci Unsur: “Bunlar insan” ajitasyonu

Yukarıda Sn Akıncı’nın yasaklı aydınları baskıya karşı direnen özneler ve aydınlık yüzler olarak kurguladığını ifade etmiştim. Ancak, yasağı kaldırılan insanlar için “15’ten fazla kişi” denildiği için Sayın Akıncı hayıflanıyor ve “bunlar insan” vurgusunu yapıyor. Ardından “Kıbrıslı Türk toplumunun aydınlık yüzleri… Her birinin adı var, kimliği var. Her biri toplumun tanıdığı isimler” diye ekliyor.

Bu insanlar insan oldukları için Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman tarafından telefonla arandılar. Sayın Erhürman bu insanları sekreterine aratmadı; bizzat kendisi aradı.

Neden kamuoyuna liste verilmedi? Yasağı devam edenler neden hâlâ gizleniyor? Tüm bunlar elbette sorgulanabilir ve tartışılabilir. Ancak kimse bu insanları “15 kişiden fazla” diyerek aşağılamaya ya da insansızlaştırmaya çalışmıyor.

Üçüncü Unsur: İnsanların sevinçlerini de paylaşabilmek

Peki Akıncı, bu “15’ten fazla insanın” yasağının kaldırılmasına sevindi mi?

Bu insanların birçoğu sırf kendisini desteklediği için o listeye girmiş gibi duruyor. Kendi ifadesiyle bu insanların her biri insan; her birinin ayrı hikâyesi, ayrı psikolojik yükleri var. Bu antidemokratik uygulamanın sona ermesine sevindiğini neden açıkça ifade etmiyor Sayın Akıncı? Kendisi bireysel olarak sevinmek zorunda değildir. Ancak bu insanların sevincine ortak olabilirdi.

Yasak listesinden çıkarılan bazı arkadaşlarımız çelişkili duygularını kamuoyuyla paylaştılar. Bazıları “Bu kadar sevineceğimi düşünmemiştim” diye yazdı. Sayın Akıncı Türkiye’nin bu uygulamasını elbette eleştirmeye devam edebilir. Ancak Türkiye’yi eleştirirken, insanların öznel hayatlarında yaşadıkları rahatlama ve sevinç duygularına neden ortak olamıyor?

Dördüncü Unsur: Yasakları kaldırılanların teşekkür etmesini neden itiraz edilir?

Gelelim şu ifadeye:

“Bu insanlarımızın kimseye teşekkür borcu yok. Tam tersine çağdışı yasakçı zihniyetin onlara ve iradesi gasbedilen toplumumuza özür borcu var.”

Sayın Akıncı burada tam olarak ne demek istiyor?

Listeden çıkarılan insanların hiçbiri Türkiye hükümetine teşekkür etmedi. Ancak bazıları, çabalarından dolayı Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a teşekkür etti. Bu insanlar teşekkür etmek zorunda oldukları için değil; Sayın Erhürman’ın bu yöndeki samimi çabasını gördükleri için teşekkür ettiler.

Sayın Akıncı tam olarak neden rahatsız olmuş olabilir ki, “Bu insanlarımızın kimseye teşekkür borcu yok” diyerek meseleyi kesip atmaya çalışıyor?

Diyelim ki Sayın Erhürman hiçbir çaba göstermedi. Türkiye yetkilileri kendi kendilerine Sn Erhürman’ı arayıp yasakların kaldırıldığını bildirdi; o da dönüp insanları tek tek aradı. Siz telefonun diğer ucunda olsanız ne derdiniz? Teşekkür borcunuz olmasa bile “Sağ ol, haber verdiğin için” demezmisiniz?

Ezilmişliğe Karşı Haysiyet ile mi duracağız? Yoksa Hınç ile mi? 

Türkiye ile KKTC arasındaki dengesiz güç ilişkilerinin Kıbrıslı Türklerde yarattığı ezilmişlik, güçsüzlük ve çaresizlik hislerinin tepkisel bir hınca dönüşmesi hiç de zor değildir. Bununla birlikte, Kıbrıslı Türklerin hayatları boyunca Türkiye merkezli bakış açılarından dolayı horlandıkları ve küçümsendikleri de bir gerçektir. Bu ağır psikolojik yükü taşımak kimse için kolay değildir.

Bu yazı Akıncı’yı “sıfırla çarpmaya” çalışmıyor. Akıncı, hayatı boyunca dürüst ve yolsuzluğa bulaşmamış bir siyasetçi oldu. Bu özellikler bizim memlekette çok sık rastlanan özellikler değildir. Dahası, siyasi kariyeri boyunca Lefkoşa Belediyesi’ne ve sosyal demokrat anlayışın yaygınlaşmasına ciddi katkılar sundu. Linç olayı başta olmak üzere birçok konuda cesaretli ve haysiyetli tavırlar gösterdi. Ayrıca birçok insani yönü olan ciddi ve saygın bir büyüğümüzdür.

Keşke Sayın Akıncı siyasi emeklilik dönemini daha çok sevecen, yapıcı ve birleştirici bir figür olarak geçirseydi.

KKTC–Türkiye ilişkileri Hınç Üzerinden Yönetilemez

Demokratik değerlerin yaşaması ve Türkiye ile sağlıklı ilişkiler hususunda elbette cesaret ve haysiyet gibi duygular çok önemli ve değerlidir. Ancak tüm bunlar olup biterken hınç, öfke ve garez gibi duygulara da dikkat etmeliyiz.  İnsanlar ezilirken veya tehdit edilirken hınç, öfke ve garez duymaları normal değil midir? Elbette normaldir. Ancak bu duygulara takılı kalmak ne denli bize fayda sağlar noktasını da düşünmeliyiz.  

Cesaret ve haysiyet gibi değerler veya duygular her ideolojinin içinde belli ölçülerde vardır. Ancak her ideolojinin içinde hınç, öfke veya garez gibi duygular da vardır. İçinden geçtiğimiz kritik konjonktürde ne KKTC–Türkiye ilişkileri ne de Türkiye–KKTC ilişkileri bu duygular üzerinden yönetilebilir.

Uzun lafın kısası; yasağı kaldırılan insanlarımız adına ben çok mutlu oldum. Onların sevincine de, cesaretini de saygı duyuyorum. Umarım en kısa zamanda geriye kalan insanlarımızın da yasakları kaldırılır.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. Bilge AZGIN yazıları