DÜNYA
okuma süresi: 10 dak.

Savaşın görünmeyen cephesi: Körfez’de çevre krizi riski

Savaşın görünmeyen cephesi: Körfez’de çevre krizi riski

İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarıyla başlayan savaşta enerji altyapısı da hedef alındı. Petrol depoları ve enerji tesislerine düzenlenen saldırılar, Tahran’da hava kirliliğini artırırken, Körfez’de ise daha büyük bir çevre krizinin kapısını aralayabilecek riskleri gündeme getirdi.

Yayın Tarihi: 10/03/26 11:47
okuma süresi: 10 dak.
Savaşın görünmeyen cephesi: Körfez’de çevre krizi riski
A- A A+

İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarıyla başlayan savaş, bölgenin çevresel geleceğini de etkileyebilecek yeni bir sürecin kapısını araladı. 28 Şubat’ta başlayan saldırıların ilk günlerinde İran’ın askeri tesisleri, hava savunma sistemleri ve stratejik noktaları hedef alındı. Ancak savaş ilerledikçe hedef listesi genişledi ve petrol depoları, enerji terminalleri ve yakıt tesisleri de çatışmanın merkezine girmeye başladı.

İsrail’in Tahran çevresindeki petrol depolama tesislerine düzenlediği saldırıların ardından başkentte günlerce süren yangınlar ve yoğun siyah duman bulutları yükseldi. İran basını ve uluslararası gözlem kuruluşları, başkentin kuzey ve güneyinde bulunan yakıt depolarının vurulmasıyla büyük yangınların çıktığını ve şehir üzerinde kalın bir duman tabakasının oluştuğunu görüldü.

Çatışmalar yalnızca İran sınırları içinde kalmadı. İran’ın misilleme saldırıları Körfez’e de yayıldı. Bahreyn’de ABD Beşinci Filosu’nun bulunduğu bölgeler ile liman çevresindeki tesisler İran’a ait füze ve insansız hava araçlarının hedefi oldu. Mina Salman Limanı’nda bir petrol tankerinin zarar gördüğü ve bölgede yangın çıktığı duyuruldu.

Savaşın enerji altyapısına yönelmesi bölgedeki petrol üretimi ve taşımacılığı açısından da ciddi bir kriz yarattı. Körfez’deki bazı petrol sahaları, rafineriler ve LNG terminalleri güvenlik gerekçesiyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Katar’daki Ras Laffan LNG terminali, Suudi Arabistan’daki Ras Tanura rafinerisi ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujairah petrol terminali gibi önemli enerji merkezlerinde üretim ve sevkiyatların aksadığı bildiriliyor.

Bu gelişmeler küresel enerji piyasalarını da hızla etkiledi. Petrol fiyatları savaşın başlamasının ardından kısa sürede 100 doların üzerine çıktı ve küresel petrol piyasalarında yeni bir arz krizi ihtimali konuşulmaya başlandı.

Ortadoğu’daki çatışmaların enerji piyasaları açısından bu kadar kritik görülmesinin temel nedeni ise Hürmüz Boğazı. İran ile Umman arasında yer alan bu dar su yolu, dünyanın en önemli petrol geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor.

Her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü bu boğazdan geçiyor. Bu da dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin Hürmüz Boğazı üzerinden taşındığı anlamına geliyor.

Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir askeri gerilim hem bölge ülkelerini hem de küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyebiliyor. Savaşın başlamasının ardından tanker trafiğinin önemli ölçüde azaldığı ve yüzlerce petrol tankerinin Körfez’de beklemek zorunda kaldığı biliniyor.

Uzmanlara göre çatışmaların enerji altyapısına yönelmesi yalnızca ekonomik bir kriz anlamına gelmiyor. Petrol depoları, rafineriler ve enerji tesislerinin hedef alınması durumunda ortaya çıkabilecek yangınlar ve sızıntılar çevresel açıdan da ciddi bir risk oluşturuyor.

İran’da petrol depolarının vurulmasının ardından ortaya çıkan yoğun duman ve partikül bulutları bu riskin ilk işaretleri olarak görülüyor. Uzmanlar, petrol yangınlarının yalnızca hava kirliliğine yol açmakla kalmadığını, aynı zamanda toprak, su ve ekosistem üzerinde uzun yıllar sürebilecek etkiler bırakabileceğini belirtiyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Cumali Kınacı da enerji altyapısının hedef alınmasının savaşın görünmeyen ancak en kalıcı sonuçlarından birini oluşturabileceğine dikkat çekiyor.

İran’ın başkenti Tahran uzun yıllardır dünyanın en kirli havasına sahip şehirlerinden biri olarak biliniyor. Yoğun trafik, sanayi faaliyetleri ve coğrafi yapı nedeniyle şehirde özellikle kış aylarında ciddi bir hava kirliliği oluşuyor. İsrail’in enerji depolarını hedef alan saldırılarının ardından ortaya çıkan büyük yangınlar ise bu sorunu daha da ağırlaştırabilecek yeni bir tabloyu gündeme getirdi.

Petrol depolarının vurulmasıyla ortaya çıkan yangınlar atmosfere yoğun duman ve ince partiküller yayıyor. Bu partiküller şehir üzerinde uzun süre askıda kalabiliyor veya zamanla yere çökelerek çevredeki yaşam alanlarını etkileyebiliyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Cumali Kınacı, petrol yangınlarının özellikle hidrokarbon kaynaklı kirleticiler nedeniyle ciddi bir risk oluşturduğunu söylüyor;

“Petrol ve petrol ürünlerinin en kirletici kısmı tam yanmamış gaz halindeki hidrokarbonlardır. Yoğun duman ve partikül formunda atmosfere yayılan bu maddeler zehirleyici etkiye sahiptir.”

Petrol yangınlarından çıkan bu kirleticiler yalnızca kısa süreli bir duman etkisi yaratmıyor. Atmosfere yayılan partiküller yer seviyesinde uzun süre kalabiliyor ve insan sağlığı üzerinde kalıcı etkiler bırakabiliyor. Tabii etki yalnızca canlı sağlığıyla sınırlı kalmıyor. Kınacı'ya göre duman ve partiküllerin asit yağmuruna dönüşmesi ve yeryüzüne düşmesi cansız varlıklar üzerinde de olumsuz etkiler yapabiliyor.

“Duman ve partiküller akut ve kronik zehirlenmelere neden olabilir. Petrol tesislerinin vurulduğu yerleşimlerde zamanla kronik solunum yolu hastalıklarında ciddi artış görülebilir.”

Uzmanlar özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireylerin bu tür kirleticilerden daha fazla etkilenebileceğine dikkat çekiyor. Yoğun yangınların yaşandığı bölgelerde maske kullanımı ve mümkün olduğunca kirli havadan uzaklaşılması öneriliyor.

Enerji altyapısının hedef alınması yalnızca Tahran gibi büyük şehirlerde hava kirliliğine yol açmakla kalmıyor. Petrol depoları, rafineriler ve enerji terminallerinin zarar görmesi durumunda ortaya çıkabilecek petrol sızıntıları Körfez’de çok daha geniş bir çevresel soruna dönüşebilir.

Körfez, dünya enerji piyasasının kalbi olarak kabul ediliyor. Suudi Arabistan, İran, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeler dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden bazılarına sahip. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek bir petrol sızıntısı yalnızca bir ülkeyi değil tüm ekosistemi etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Prof. Dr. Cumali Kınacı’ya göre petrolün toprağa ve suya karışması ekosistemin tüm katmanlarını etkileyen zincirleme bir süreci tetikliyor.

“Petrol toprağın gözeneklerini kapatarak bitki köklerinin hava almasını engeller ve bitkilere ani zehirleyici etki gösterir.”

Petrolün suya karışması ise çok daha geniş bir çevresel tahribat yaratabiliyor.

“Petrol su yüzeyini kapladığında sudaki çözünmüş oksijen hızla tükenir ve bu durum balıklar başta olmak üzere birçok su canlısının ölmesine yol açar.”
Prof. Dr. Cumali Kınacı

Bu durum yalnızca deniz canlılarını değil, kıyı ekosistemlerini ve gıda zincirini de etkileyebiliyor. Ekosistemdeki bir katmanın zarar görmesi, besin zincirinin üst basamaklarında yer alan canlılara kadar uzanan bir etki yaratabiliyor.

Kınacı durumu şöyle özetliyor; “Ekosistem piramidinde bir katman yok olduğunda, bir üst katmandaki canlılar da zamanla etkilenir. Bu zincirin en üstünde ise insan bulunur.”

Uzmanlara göre savaşların çevresel etkileri çoğu zaman çatışmalar sona erdikten sonra daha net ortaya çıkıyor. Petrol yangınları, sızıntılar ve kirleticiler yalnızca kısa vadeli bir çevre sorunu yaratmıyor; toprak, su ve ekosistem üzerinde yıllarca sürebilecek hasarlar bırakabiliyor.

Prof. Dr. Cumali Kınacı, enerji altyapısının hedef alınmasının bölge için uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor ve ekliyor; “Savaş geriye solunum hastalıklarının arttığı, fiziki ve psikolojik olarak etkilenmiş bir bölge bırakacaktır.”

Atmosfere yayılan karbon ve diğer sera gazlarının da iklim değişikliğini hızlandırabilecek bir etkisi olabileceği ifade ediliyor.

Kınacı'ya göre, petrol tesislerinin bombalanması atmosfere büyük miktarda karbon salınımı bırakır ve bu durum iklim değişikliğini hızlandırabilir.

Öte yandan yangınlar ve petrol atıklarıyla kirlenen arazilerin eski haline dönmesi ise uzun yıllar alabiliyor. Benzer şekilde petrol sızıntılarıyla kirlenen su kaynaklarının temizlenmesi de oldukça zor ve maliyetli.

Prof. Dr. Cumali Kınacı, petrolle kirlenen suların arıtılması teknolojik olarak zor ve son derece pahalı olduğunun altını çiziyor.

Çoğu uzmana göre Ortadoğu’daki savaşın çevresel etkileri çoğu zaman askeri ve siyasi gelişmelerin gölgesinde kalıyor. Ancak enerji altyapısının hedef alınmaya devam etmesi halinde, çatışmaların geride bıraktığı çevresel tahribatın etkileri bölge halkı için on yıllar boyunca hissedilebilir.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.