İktisatbank piyasa analizi: Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 2 dolar gerileyerek 60 dolar seviyesinin dibini test etti
İktisatbank, 7 Ocak 2026’ya ilişkin piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 2 dolar gerileyerek 60 dolar seviyesinin dibini test etti" ifadeleri kullanıldı.
İktisatbank'ın 7 Ocak 2026’ya ilişkin Günlük Piyasa Analiz ve Yorumu şu şekilde:
Küresel piyasalarda risk algısı yüksek seyrini korurken, Venezuela ve Asya merkezli gelişmeler yakından takip ediliyor. ABD ile Venezuela arasında, yaklaşık 2 milyar dolarlık ham petrolün ABD’ye ihraç edilmesini öngören anlaşma, petrol arzına dair beklentileri artırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı. Bu sabah Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 2 dolar gerileyerek 60 dolar seviyesinin dibini test etti. Elbette enerji maliyetlerinin düşmesi küresel büyüme açısından destekleyici görülse de, ya da Türkiye ve KKTC gibi net enerji ithalatçısı ülkelerin enflasyon ve cari açıkla mücadelesi için iyi bir haber olsa da, Venezuela’daki siyasi sürecin netleşmemesi, bu olumlu etkinin ne kadar kalıcı olacağı sorusunu da gündemde tutuyor. Bu arada Venezuela borsasının Maduro ardından rekor seviyelere yükseldiğini not etmemiz gerekiyor. Öte yandan, petrol fiyatlarının sert gerilemesi ile hafta başı %5'ten fazla yükselen Chevron hisselerinin ise dün geceyi %4,5 düşüşle tamamladı.
Japonya ile Çin arasındaki diplomatik gerilim yeni bir boyut kazandığını görüyoruz. Çin'in, askerî amaçlarla da kullanılabilecek “çift kullanımlı” ürünlerin Japonya'ya ihracatını yasaklaması bu sabah Asya cephesinde bir miktar da olsa satış baskısı yarattı. Bu ürünler arasında, sivil alanda da kullanılan ancak savunma sanayi ve yüksek teknoloji açısından kritik öneme sahip nadir toprak elementlerinin de bulunduğunu okuyoruz. Bu adım, Japonya Başbakanı Takaichi’nin Tayvan’a ilişkin açıklamalarına verilen bir tepki olarak okunurken (hatırlanacağı üzere Tayvan’a olası bir saldırısının Japonya için varoluşsal bir tehdit sayılabileceğini söylemişti) bölgedeki siyasi gerilimin ekonomik ilişkilere de sirayet edebileceğini gösteriyor.
Piyasaların ilk tepkisi görece sınırlı kalsa da, Tokyo borsasında özellikle madencilik hisselerinde satışların belirginleştiğini izliyoruz. Japonya, 2010’daki benzer krizden sonra tedarik zincirini çeşitlendirmeye çalışmış olsa da, bugün hâlâ nadir toprak ithalatının yaklaşık %60’ını Çin’den karşılıyor. Reuters kaynaklı değerlendirmeler, bu cephede olası bir kısıtlamanın otomotivden yarı iletkenlere, ileri teknolojiden sanayi üretimine kadar geniş bir alanda maliyetleri yukarı çekerek büyüme görünümü üzerinde baskı yaratabileceğine işaret ediyor. Şimdilik resmî veriler ihracatta somut bir daralmaya işaret etmese de, bu başlığın Asya'daki jeopolitik risklerin ekonomi ve piyasalar üzerindeki etkisini artırabilecek önemli bir kırılganlık noktası olarak not edilmesi gerekiyor.
Haber akışında, Beyaz Saray, Trump’ın, stratejik önemi giderek artan Grönland'ı ABD’nin kontrolüne alma seçeneklerini yeniden masaya yatırdığını ve bu çerçevede askerî gücün de teorik olarak bir seçenek olduğunu açıkladı. Beyaz Saray, Trump’ın bu adımı Arktik bölgesinde Rusya ve Çin'e karşı ulusal güvenlik önceliği olarak gördüğünü vurgularken, Avrupa ülkeleri ve Kanada’dan ise sert itirazların geldiğini görüyoruz.
Gelişmeleri takip etmek oldukça zor bir hâl alırken, emtia piyasasında ise oldukça farklı bir tablo görüyoruz. Bakır rekor seviyelere yükselirken, arz endişeleri nedeniyle nikel fiyatları bir günde %10’dan fazla artış kaydetti! Kıymetli metaller cephesinde ise, gümüşün ons fiyatı dün akşam saatlerinde 83 dolar seviyesine kadar yükselerek âdeta rekor tazelerken, altının ons fiyatı ise yeniden psikolojik bir seviye olarak ön plana çıkan 4,500 dolar seviyesinin kıyısına kadar yükseldi. Altın, gümüş ve bakırın aynı anda yükselmesini risk iştahı gibi basitleştirerek anlatmakta zorlandığımızı itiraf etmem gerekiyor. Pek çok yorumcuya katılarak, altın ve bakırın aynı anda yükselmesinin adeta sistemin 'alarm' vermesi şeklinde yorumluyoruz. Uzun bir süredir altını çizdiğimiz üzere, piyasalar kağıt ve mürekkep para sistemine (fiat) baş kaldırırken, reel değeri olan enstrümanlara yönelen büyük bir göçün yaşandığını not etmemiz gerekiyor. Tarihsel olarak bu tür eş zamanlı yükselişleri, yaklaşan ekonomik kırılmanın öncü sinyalleri olarak okuyoruz.
ABD borsaları, dün geceyi %1'e yakın yükselişle rekor seviyelerde tamamlarken, jeopolitik risklerin şimdilik göz ardı edildiğini görüyoruz. Sanayi hisselerinin işlem gördüğü Dow Jones endeksi, sekiz aydır kesintisiz bir şekilde sergilediği etkileyici performansı, yeni yıl ile birlikte dokuzuncu aya da taşıma iştahı sergilediğini görüyoruz. Pasifik'in diğer cephesinde ise, Japonya-Çin gerginliğinin ağırlığı hissedilirken, gösterge endeks Tokyo borsası ve Hong Kong borsaları %1 geriledi. Jeopolitik riskler yüksek seyretse de, bugün itibaren piyasaların yüzünü ABD'de açıklanacak önemli verilere çevireceğini düşünüyoruz. Bu minvalde, her ayın ilk cuması olduğu üzere, ABD istihdam raporu ABD ekonomisinin gidişatı hakkında en önemli ipuçlarını vererek Fed'in de faiz politikasına ışık tutacaktır. Resmî istihdam raporu öncesinde, bugün açıklanacak JOLTS açık iş verisi ve ADP özel sektör istihdam rakamları da, gidişat hakkında kritik sinyaller verecektir. Bu sabah itibariyle, piyasaların Fed'den hâlen daha iki kez faiz indirimi fiyatladığını not edelim.
Asya ve ABD tarafında jeopolitik tansiyonun doğrudan piyasalara yansıdığı görülürken, Türkiye cephesinde ise yeni yılın iyimser bir şekilde başladığını not etmemiz gerekiyor. Çok net bir şekilde TL ve TL cinsi varlıklara yönelik alım iştahı olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Şöyle ki, BİST100 ana endeksi son üç iş gününde yaklaşık %7 yükseliş kaydetti! Bankacılık hisselerinde, teknik hareketin de desteklemesi ile yükseliş isteği korunduğunu görüyoruz. Beklenmedik bir siyasî şok veya gelişme olmaması durumda, TL ve TL cinsi varlıklarda yüzlerin gülmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Hazine'nin bu haftaki tahvil ihalelerini başarılı bir şekilde tamamladığını ve ihalelere güçlü talep geldiğini görüyoruz. Bu olumlu tablo ikinci piyasada da tahvil faizlerinde gerilemeye neden olacağını düşünüyoruz. Portföy tercihinde TL'nin payının en az %50 olması gerektiğinin altını tekrar çizelim!
Öte yandan, son günlerde döviz kurunun da oldukça sakin ve 43,00 seviyesinin etrafında hareketsiz kaldığını gözlemliyoruz. Sayıların dili ile konuşursak, 25 Aralık valörlü işlemlerde TCMB'nin net yabancı para pozisyonu 60,0 milyar dolar seviyesine kadar yükselmesi ardından yılı 53,5 milyar dolar seviyesinde tamamlamıştı. Altın etkisi ile yaklaşık 6 milyar dolar azalan net pozisyonun, yeni yıl ile birlikte başlayan girişlerin de yardımı ile hızla yerine konmaya başladığını düşünüyoruz. Daha basit bir anlatımla, Cuma gününden başlayarak TCMB'nin yeniden net döviz alıcısı pozisyonuna geçtiğini düşünüyoruz. Yurtdışı kaynaklı girişlerin yardımı ile net yabancı para pozisyonunun hızla telafi edileceğini, girişlerin devam etmesi durumunda kur üzerinde de baskının devam edebileceğini düşünüyoruz.
Bireysel emeklilik cephesinde ise %30 olan devlet payı %20'ye indirildi. Tasarruf eğilimini desteklemek fikri ile ters düşen bu kararın faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz. Her ne kadar haberin şu aşamada piyasa yansıması doğurmasını beklemesek de, desteğin daha da aşağı çekilmesi sistemden çıkışları tetikleyebilir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.