GÜNEY KIBRIS
okuma süresi: 8 dak.

SAFE Dosyası AB’yi ele verdi: Güney Kıbrıs stresi

SAFE Dosyası AB’yi ele verdi: Güney Kıbrıs stresi

AP Türkiye Raportörü Nacho S. Amor başta olmak üzere birçok milletvekilinin, AB içinde Türkiye’nin SAFE’ye katılımını isteyen ülkelerin bulunduğunu vurgulayarak Güney Kıbrıs’ın vetosunun gerekçelerini sorgulaması, SAFE dosyasında “ortak güvenlik mi, ulusal takıntılar mı?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Yayın Tarihi: 05/02/26 12:36
okuma süresi: 8 dak.
SAFE Dosyası AB’yi ele verdi: Güney Kıbrıs stresi

Avrupa Birliği’nin (AB) yeniden silahlanma hamlesi olarak tanımlanan SAFE (Security Action for Europe) programı, sadece savunma sanayiine ilişkin teknik bir düzenleme değil; aynı zamanda AB’nin jeopolitik tutarlılığını, stratejik özerkliğini ve karar alma kapasitesini test eden bir eşik haline geldi.

Bu eşikte Avrupa’nın karşısına çıkan temel gerçek ise açık; AB, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye karşıtı politikaları karşısında irade ortaya koyabilecek mi?

AB Konseyi tarafından Mayıs 2025’te onaylanan SAFE, 150 milyar avroya kadar düşük faizli krediyle ortak savunma alımlarını finanse etmeyi hedefliyor. Program, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, NATO’nun geleceğine ilişkin belirsizlikler ve ABD’de güçlenen “önce Amerika” yaklaşımı nedeniyle Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini artırma arayışının ürünü olarak tasarlandı.

SAFE’in Türkiye boyutu, AB’nin bu stratejik iddiasını fiilen tartışmalı hale getiriyor.

Avrupa Komisyonu, SAFE konusunda İngiltere ve Kanada'yla müzakere yürütürken tam katılım için başvuran Türkiye ve Güney Kore'yle müzakere aşamasına geçmedi.

Komisyon her şeyden önce İngiltere ve Kanada'yla yürütülen müzakerelerin seyrini görmek istedi.

Bu yaklaşımın benimseneceği, yapılan çeşitli düzeylerdeki temaslarda Türkiye'ye iletildi.

BBC DEĞERLENDİRMESİNE GÖRE “TÜRKİYE SÜRECİ KAÇIRDI” SÖYLEMİ DOĞRU DEĞİL

Türkiye'nin SAFE'e katılımı konusunda Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin itirazlarının olması ve bunları açıkça beyan etmeleri de, Avrupa Komisyonu'nu frenleyen unsurlar arasındaydı. Rum lider Hristodulidis’in, basına yansıdığı kadarıyla “kararın dış politikanın bir parçası olduğunu” ifade etmesi de bu gerçeği pekiştiriyor.

Öte yandan BBC haberine göre teknik olarak Türkiye'nin son tarihi kaçırdığı söylemi çok doğru değil. "Son tarihin kaçırılması", başvurusunu zamanlı yapan Türkiye'den kaynaklanmıyor.

İlk etapta verilen süre olan 30 Kasım tarihi, 2030'a kadar sürecek SAFE'e ilişkin "ilk dalga" olarak değerlendiriliyor.

Türkiye de tam katılımı otomatik olmayan diğer ülkeler gibi "ilk dalgada" yer almayacak.

Ancak bu durum Türkiye'nin SAFE'e ilişkin sürecinin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor.

GÜNEY KIBRIS: AB’NİN “ŞIMARIK ÇOCUĞU”

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nde (AFET) Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos’tan, Türkiye’nin SAFE’ye katılımını neden engellediklerine dair izahat istenmesi, Brüksel’de rahatsızlığın giderek görünür hale geldiğini ortaya koydu.

Rum basınına geçtiğimiz gün yansıdığı kadarıyla AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor başta olmak üzere birçok milletvekili, AB içinde Türkiye’nin SAFE’ye katılımını isteyen ülkelerin bulunduğunu vurgulayarak Güney Kıbrıs’ın bu vetosunun gerekçelerini sorguladı.

Ancak Kombos’un yanıtları, AB içindeki yapısal sorunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu 26’nın değil, 27 ülkenin Avrupa’sıdır” diyerek vetoyu meşrulaştırmaya çalışan Kombos, Türkiye’yi Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamakla suçladı ve sorumluluğu tamamen Ankara’ya yükledi.

Bu yaklaşım, AB’nin ortak güvenlik vizyonunun, küçük bir üye devletin ikili siyasal hesaplarına nasıl rehin düştüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.

SAFE’DE TÜRKİYE NEDEN KRİTİK?

Türkiye’nin SAFE’e katılımı teknik olarak mümkün. Türkiye, aday ülke statüsüyle resmî başvurusunu yapmış durumda.

Avrupa Komisyonu da başvurunun incelendiğini doğruluyor. Buna karşın süreç, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi vetoları nedeniyle ilerleyemiyor.

Oysa Türkiye, yaklaşık 7,5 milyar dolarlık savunma ihracatıyla Avrupa savunma ekosistemi için ciddi bir üretim ve tedarik gücü anlamına geliyor. İnsansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, mühimmat ve zırhlı araçlar gibi alanlarda Türkiye’nin sunduğu kapasite, SAFE’in hedeflediği ölçek ekonomisi ve maliyet etkinliğiyle birebir örtüşüyor.

Bu tabloya rağmen AB, stratejik çıkarlarını öncelemek yerine, Güney Kıbrıs’ın Türkiye karşıtı reflekslerine alan açmayı sürdürüyor. Bu durum, AB’nin savunma politikasında “stratejik özerklik” söylemi ile fiili uygulama arasındaki uçurumu derinleştiriyor.

AVRUPA’NIN SORUSU: ORTAK GÜVENLİK Mİ, ULUSAL TAKINTILAR MI?

SAFE çerçevesinde AB, 2030’a kadar yaklaşık 800 milyar avroluk ek savunma harcaması planlıyor.

Almanya başta olmak üzere birçok ülke askerî harcamalarını rekor düzeyde artırmış durumda.

Ancak bu devasa bütçe ve iddialı hedefler, ortak bir siyasi irade ve karar alma cesaretiyle desteklenmediği sürece kâğıt üzerinde kalma riski taşıyor.

Türkiye’nin SAFE dışında tutulması, sadece Ankara’ya yönelik bir dışlama değil; aynı zamanda Avrupa’nın kendi güvenlik mimarisine zarar veren bir tercih olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu yaklaşım, AB’nin savunma politikalarının Yunanistan-Güney Kıbrıs ikilisinin tarihsel anlaşmazlıklarına endeksli hale gelebileceğini gösteriyor.

Yunanistan, özellikle 1995 yılında TBMM’de alınan Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması halinde bunun savaş nedeni (Latince casus belli) sayılabileceği kararının geri çekilmesini talep ediyor. Yunanistan’a göre bu karar ülkenin egemenliğini tehdit ediyor ve güvenlik çıkarlarını ihlal ediyor.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ise itirazını dile getirirken şunu söyledi: “Bizim pozisyonumuza göre AB üye devletlerini savaş ile tehdit eden ülkeler katılamazlar. Bu ülkelere düşen Avrupa ile iyi ilişkiler inşa etmektir ki bu ilkelere saygıyı gerektirir”.

Mayıs ayında Skai radyosuna konuşan Mitsotakis, “TBMM’nin savaş nedenini (casus belli) oylamasının üzerinden 30 yıl geçti. Bence 30 yıl sonra Türk dostlarımızdan bu (tehdidi) masadan kaldırmalarını doğrudan istemenin zamanı geldi” demişti.

AB’NİN ACZİYET FOTOĞRAFI

Ortaya çıkan tablo net; AB, savunma alanında tarihinin en büyük entegrasyon adımlarından birini atarken, bir yandan da Güney Kıbrıs’ın siyasi vetosuna teslim olmuş durumda. Bu durum, Avrupa’nın “jeopolitik aktör olma” iddiasını zayıflatıyor ve SAFE’i bir güvenlik projesinden çok, iç çelişkilerin vitrini haline getiriyor.

Türkiye’nin SAFE’e katılımının engellenmesi, AB’nin stratejik rasyonalite yerine siyasal çekingenliği tercih ettiğini gösterirken; Güney Kıbrıs ise bu süreçte, Türkiye karşıtlığını AB’nin ortak savunma vizyonunun önüne koyan bir “takoz” işlevi görüyor.

Sonuçta SAsafeFE dosyası, yalnızca Türkiye-AB ilişkilerinin değil, AB’nin kendi kendine sorması gereken temel sorunun da altını çiziyor:

Avrupa gerçekten ortak bir güvenlik ve savunma gücü mü inşa ediyor, yoksa üye devletlerin ulusal takıntılarının toplamını mı yönetmeye çalışıyor?

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Haberi Facebook'ta gör