6 Nisan görüşmesi ilginç geçebilir...
Kıbrıs’ın her iki tarafının liderleri 6 Nisan Pazartesi bir kez daha görüşecek.
Bundan önce yapılan görüşmelerin aksine bu kez basına kapalı yapılacak görüşme sonrası, liderlerin açıklama yapmayacağı da önceden uzlaşılmış durumda. En azından açıklamalardan öyle anlıyoruz.
Fakat sonrasında açıklama yapılmayacağı, öncesinde açıklama ve yorum yapılmayacağı anlamına gelmediği için, bu konuda şimdiden bir sürü şey yazılmış durumda.
Mesela dünkü Rum basınına yansıdığına göre, Nikos Hristodulidis, bu toplantıda, içinden çıkılmayan ve çıkılması da pek mümkün görülmeyen Güven Yaratıcı Önlem (GYÖ) bataklığı yerine, işin özünü masaya getireceğini açıklamış.
Kendisi hatırlanacağı üzere 18 Mart’ta Genel Sekreter Antonio Guterres’le bir araya geldikten sonra yaptığı açıklamada, -son dönemlerin en heyecan verici iddiası olaraktan- Genel Sekreterin yeni bir çözüm çerçevesi hazırlamakta olduğunu ortaya atmıştı.
Bu iddiasını yalanlayan herhangi bir BM açıklaması görmedik. Muhatabı da muhtemelen “ciddiye almadığı” için sessizlikle geçiştirmiş gibi görünüyor.
Ancak Hristodulidis bu konuyu Erhürman’ın önüne getireceğini önceden açıklamış durumda. Dolayısıyla sessizliğini illa ki bozacaktır.
Ama ben yine Hristodulidis’in sinsi planlarına dönecek olursam, Filelefteros gazetesinin köşe yazarlarından Andreas Bimbishis’in 29 Mart tarihli makalesine biraz eğilmek lazım diye düşünüyorum.
Yazarın “Guterres, Ankara’nın desteği olmadan Kıbrıs hamlelerini değerlendiriyor” başlıklı, kaynaklara dayandırdığı makalesine göre, Rum liderle, Guterres’in arasında belirgin hale gelen bir görüş birliği varmış. Bunu birazdan açacağım ama önce çerçevenin metodolojisine bakmamız lazım.
Denilene göre, Guterres’in yeni çerçevesinin 3 temel unsuru var. Buna göre Guterres;
1-Crans-Montana’da sağlanan uzlaşıların yeniden teyit edilmesini istiyor.
2- Üç “tek” üzerinde anlaşmaya varılmasını istiyor: Tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek bir uluslararası kişilik.
3- Eğer bu iki madde kabul edilirse, yeni bir uluslararası konferans düzenlemeyi ve müzakerelerin yeniden başladığını duyurmayı istiyor.
Bu yukarıda sayılanların federal çözüm anlamına geldiğini herhalde söylememe gerek yok.
Buna tezat olarak, Türkiye’nin iki devletli çözümde kararlı bir duruş sergilediğini de söylememe gerek yok.
Hal böyleyken, Guterres böylesi bir belgeyi nasıl ve ne zaman ortaya atacak?
Cevapları henüz bilemiyoruz ama Bimbishis’in yazdıklarına göre, 18 Mart’ta Brüksel’de yapılan Guterres-Hristodulidis görüşmesi bugüne kadar yapılanlar arasındaki en yararlı görüşmeymiş.
Nitekim o toplantıyla ilgili “Genel Sekreter ile ortak bir hedefimiz var ve bu hedef Kıbrıs meselesinin özüyle ilgili, odak noktamız orası” diyen Rum liderin bu sözleri o bağlamda değerlendirilebilir.
Ancak işlerin başlaması için iki kişiden fazlasının odaklanmasına ihtiyaç var.
Ankara’nın tavrı ortada, şu an için niyetleri yok.
Tufan Erhürman’ın 4 ön şartına ek, 10 ayrı şart ve en son bombası ‘dönüşümlü başkanlık’ şartına da bakılırsa, onun da odak noktası özde değil, tali konularda.
Gerçi, bu son yazdığım dönüşümlü konusu aslına bakarsanız işin özüne yönelik bir husus.
Zira o konu, bilindiği üzere Kıbrıs sorununun 6 başlığından belki de en önemlilerinden birisi olan “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığının hususudur.
Yani aslında Tufan Erhürman belki Ankara’nın isteğiyle bu konuyu ortaya atarak aslında sürece “takoz” koymuş gibi görünse de, bir şekilde konuları müzakere etmeye başlamış da diyebilirim.
Bundan da ötesi, 2017’de Crans Montana’da ortaya atılan Guterres Çerçevesinin bir maddesinin de bu olduğu, 2-1 oranında bunun oraya yazıldığı da malumdur.
Guterres, eğer denildiği gibi o çerçevesini bir takım ek ve genişletmelerle yeniden tasarlayacaksa, emin olun bunu aynı şekilde oraya da yazacaktır.
Ama sıkıntı şu: Siz bir özlü konu, müzakere başlığı ortaya atarsanız, karşı tarafın da ortaya bir başlık atacağı işin doğası gereğidir.
Nitekim bu soruyu bizzat Nikos Hristodulidis’e sorduğumda, kendisi aynen şöyle dedi: “bu müzakere konusudur, ön şart olamaz, o zaman ben de güvenlik ve garantiler konusunu halledildikten sonra masaya oturayım isterim.”
Yani Pazartesi kalkıp da muhatabına “dönüşümlüyü kabul et” deyip, karşılığında hiçbir şey ortaya koymamak, doğru bir tavır değildir.
Hoş, Erhürman’ın bu tip konuları konuşma niyeti var mı, onu da pek bilemiyoruz.
Yine Bimbishis’in yazdıklarına göre, Erhürman’ın geçtiğimiz aylarda Guterres ile yaptığı görüşme pek de iyi geçmemiş.
Mesela Genel Sekreter, Erhürman’ın sadece Haspolat kapısının açılmasını konuşmak isteyip, BM’nin ortaya attığı diğer geçiş noktaları konusundaki pakete olumsuz durmasından rahatsızmış.
Ve yine sadece GYÖ’leri konuşmak istemesinden ve özlü konulara geçmek istememesinden de rahatsızmış.
Göreve gelmezden önce de, geldikten sonra da çok ender bir şekilde kullandığı “federasyon” kelimesini geçtim, Erhürman’ın herhangi bir çözüm tanımlaması/tarifi yaptığını göremediğimizi de düşünürsek, Genel Sekreterin “sabrının sonuna” gelmiş olabileceğini düşünmek olasıdır.
Fakat bu noktada Erhürman’ın bu tutuk tavrını sadece ona bağlamak tümden doğru olmaz.
Zira bunu yaptığımızda, denklemin en önemli aktörünün Türkiye olduğunu görmezden geliriz.
Çünkü girişte de yazdığım gibi, Türkiye, iki devletli çözümde ısrar etmektedir.
Bu da Erhürman’ı, istese de, istemese de, çözüme ya da herhangi bir olumlu adıma takoz koymaya zorlamaktadır. Yani iki arada, bir derede olma hali!
İşte Rum liderin bildiği ve üzerine oynamaya başladığı şey tam olarak budur. Pazartesi toplantısının gündeminin sebebi de bence budur.
Gerçi Bimbishis’in yazdıklarına göre, geçen ay Ankara’da Hakan Fidan ile görüşen Genel Sekreter, ondan “iki devletli çözümle ilgili referansların artık yapılmamasını” istemiş ama olumlu bir cevap almadığı ortada.
Peki yine de diyelim ki her şey yolunda gitti, Türkiye razı oldu, bu çerçeve ne zaman sunulur?
Maria Holguin zaten Haziran sonuna kadar “pause” düğmesine basmıştı. Malum, AB dönem başkanlığı o gün sona erecek. Bu durumda, Haziran ayından sonraki herhangi bir gün bu iş olabilir.
Eğer olursa, ilk ciddi temaslar Eylül’de, ardından -belki de yeni Genel Sekreterle birlikte- olası konferans Ocak’ta diyebiliriz.
Tabii tüm bunları Orta Doğu’daki savaş bitmeden konuşmamızın anlamsız olduğunu ayrıca belirtmem gerekir.
Her şeye rağmen 6 Nisan görüşmesi ilginç geçebilir diye düşünüyorum. Belki bazı niyetleri daha iyi anlayabiliriz. Göreceğiz.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.