AİT HİSSEDEMEYENLERİN SESSİZ DIŞLANMIŞLIĞI
AİDİYET: Var Olmak mı, Ait Olmak mı?
Bir yerde bulunmak, oraya ait olmak değildir.
İnsan bir toplumun içinde yaşayabilir, o toplumun kurallarına uyabilir, hatta o toplumun bir parçası olarak tanımlanabilir… Ama bu, gerçekten ait olduğu anlamına gelmez.
Aidiyet, fiziksel bir durum değil; duygusal ve zihinsel bir bağdır.
İnsan kendini bir yere ait hissettiğinde, o yer yalnızca yaşadığı bir alan olmaktan çıkar; anlam taşıyan bir mekâna dönüşür.
Ve işte bu bağ kurulamadığında, insan yalnızca dışlanmış hissetmez…
* görünmezleşir.
Tanıma ve Kabul
Aidiyet, görülmek ve kabul edilmekle başlar.
Bir toplumda aidiyet duygusu, bireyin kendini nasıl gördüğüyle değil; toplumun onu nasıl gördüğüyle de şekillenir.
Eğer bir birey:
- görülmüyorsa
- duyulmuyorsa
- kabul edilmiyorsa
orada aidiyet zayıflar.
Ve bu zayıflama, zamanla bir kopuşa dönüşür.
Çünkü insan, ait olmadığı bir yerde kalmaz; kalsa bile bağ kurmaz.
Eşitlik ve Aidiyet İlişkisi
Eşitlik yoksa aidiyet kırılgan olur; aidiyet yoksa eşitlik anlamsızlaşır.
Bir toplum eşitlik ilkesini savunabilir. Ancak bu eşitlik, bireyler tarafından hissedilmiyorsa, aidiyet duygusu oluşmaz.
İnsan sadece haklara sahip olmak istemez; o hakların kendisi için de geçerli olduğunu hissetmek ister.
Bu nedenle eşitlik, aidiyetin zeminidir.
Aidiyet ise eşitliğin hissedilen hâlidir.
Kimlik ile Kesişim
Kimlik, “ben kimim?” sorusudur; aidiyet, “ben nereye aitim?”
Kimlik ile aidiyet arasında güçlü bir bağ vardır. Kimlik, bireyin kendini tanımlama biçimidir. Aidiyet ise bu tanımın bir yere bağlanmasıdır.
Eğer bir toplum kimlikleri tanımıyorsa, aidiyet zayıflar.
Eğer aidiyet zayıflarsa, kimlikler sertleşir.
Bu da toplumsal gerilimi artırır.
Dışlanmanın Sessizliği
Dışlanan birey bağını kaybetmez; bağı kopar.
Aidiyetin zayıfladığı toplumlarda en tehlikeli durum, açık çatışmalar değil; sessiz kopuşlardır.
İnsanlar bağırmaz…
itiraz etmez…
ama içten içe uzaklaşır.
Ve bir gün, artık gerçekten orada değildir.
Felsefi Bir Derinlik
Aidiyet, insanın kendini bir bütünün parçası olarak hissedebilme hâlidir.
Felsefi açıdan aidiyet, bireyin yalnız olmadığını hissetmesidir. İnsan, tek başına var olan bir varlık değildir. Anlamını, başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde bulur.
Bu nedenle aidiyet, sadece sosyal değil; varoluşsal bir ihtiyaçtır.
AYNA
Aidiyet, bir toplumun kendine sorduğu en hassas sorudur:
“Burada herkes gerçekten kendini ait hissediyor mu?”
Bu soruya verilen dürüst cevap, o toplumun derinliğini gösterir.
Bu yüzden mesele, insanları bir arada tutmak değil; onları gerçekten ait hissettirebilmektir.
Ve belki de tarih bir gün şunu yazacaktır:
Aidiyet kuramayan toplumlar, insanlarını kaybetmeden önce bağlarını kaybetti.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.