DÜŞÜNCE

Muhittin Tolga ÖZSAĞLAM
ozsaglam@kibrispostasi.com
Muhittin Tolga ÖZSAĞLAM

İran’ı Anımsamak!

Yayın Tarihi: 16/01/26 08:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

İran’ı Anımsamak!

 Son günlerde dünyanın gündeminde İran var… Sasani ve Büyük Pers İmparatorluğunun mirası ve geleneği üzerine kurulu olan İran İslam Cumhuriyeti salt İslami-Şeriat kurallarına siyasal yapılanmasını belirlemiyor… Özellikle dış politikada imparatorluğun pragmatik geleneğini takip eden bir İran’dan bahsetmek mümkündür…

 2013 yılında akademik bir konferans için İran’a gitmiştim… İran’a ilk kez gidiyordum ve benim için oldukça heyecan vericiydi!

 Tarih içerisinde İmparatorlukların merkezlerinden bir tanesine gitmek, Fars kültürünün derinliğini hissetmek bir akademisyen için oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim…

1953 yılında İran Başbakan’ı Musaddık’ın millileştirmeye çalıştığı, ancak Şah’ın ve çok uluslu Britanya şirketi Anglo-İran petrol şirketinin CIA’yi ve MI6’i devreye koyarak gerçekleştirdikleri darbeyle  Musaddık hükümetini düşürdüğü ülkeye gidiyordum…

Şah’ın rejimini daha otoriter bir yapıya büründürdüğü, Batılı ülkelerin şirketlerinin çıkarlarına paralel şekilde bir yapıyı da kurmuş olduğu, muhaliflere yaşam hakkı tanımadığı, despot bir moderniteye tanıklık eden bir ülkeydi İran… Şah’ın otoriter rejimi Komünistlerden tutun muhafazakar İslamcılara kadar herkese otoriterliğiyle korku sarmıştı… Devrimci Tudeh partisinin önce Şah, sonra da yeni kurulan rejimin gazabına uğradığı ülkeye gitmek çok farklı bir duyguydu benim için…

 Ercan-İstanbul-Tahran şeklinde bir uçuş rotam vardı Pegasus Havayollarıyla… Sabaha yakın Tahran İmam Hümeyini Havalimanına inmiştim, havalimanına iner inmez kendime bir İran GSM kartı almıştım, ailemle iletişim amaçlı… Ardından Azerbaycan Türkçesiyle konuşan bir taksici buldum ve iç hat seferini gerçekleştirmek için İmam Hümeyini havalimanından ayrılıp Mehrabat Havalimanına hareket ettim…  Sabaha doğru saat 4 civarıydı, normalde 35 dakika sürecek olan yolculuk yaklaşık 2 saat sürmüştü yoğun trafik nedeniyle… Taksiciye trafiğin nedenini sorduğumda aldığım yanıt enteresandı: ‘’herkes gece eğlencesinden evine dönüyor’’, gece eğlencesi derken ne gibi dedim, taksici daha net konuştu: ‘’gizli barlar ve diskolar var orada eğleniyorlar, en meşhur viskiler ve şaraplar var buralarda’’ demişti bana… Anladım dedim ve bir anda aklıma Ajda Pekkan geldi, Ajda Pekan’ın 1970’li yıllarda konser verdiği salonlar belki de artık gizli barlara ve diskolara dönüştürüldüler dedim !

 Mehrabat Havalimanına vardığımda gün ağarmıştı, bilet işlemlerimi yaptıktan sonra bekleme salonuna geçtim, önce sabah kahvaltısı yaptım daha sonra ise telefon kartıma kontur yükledim…

 Uçuş saati gelmişti, uçağa binerken bir anda endişelendim, uçak 1980’li yıllardan kalma Hollanda Yapımı Fokker marka küçük bir uçaktı… Koltukları oldukça yıpranmıştı ve boynunuzu kapsayacak koltuk başlıklar dahi bazı sıralarda yoktu… İran’a Batı tarafından uygulanan yaptırımların kanıtlarından bir tanesiydi bu… İran yeni uçak alamıyordu ve yedek parça sıkıntısı da yaşıyordu!

 Tahran’dan İran’ın güneyine Bandar Abbas’a uçuyordum endişeyle… Yünlü bir kazak giyiyordum, ancak yolculuk sonrası indiğim şehir Bandar Abbas’ta sıcaklık Mart ayının başında 30 dereceyi aşıyordu…  Bandar Abbas İran’ın ticari damarlarından en önemli liman kentlerinden ve Dubai’nin tam karşı kıyısı diyebileceğimiz bir konuma sahip…

 Bandar Abbas havalimanına indiğimde konferans organizatörleri beni karşıladı, araca bindiğim anda İran askeri uçaklarının alçak uçuşlarına tanıklık ettim, Suriye İç Savaşı nedeniyle bölgede yine gerginlik vardı… Hürmüz vilayetinin başkenti Bandar Abbas’ın  merkezindeki Hürmüz Otel’e yerleştim, otele girişte sizi canlı bir müzik karşılıyor, günün büyük bir kısmında lobi girişindeki piyano aktifti, icra edilen dünya klasikleriyle ve Fars müziğiyle ruhunuzu dinlendiren bir atmosfer vardı lobide…

 Odama yerleştiğimde ilk şaşırdığım husus uyduya bağlı televizyondu, BBC ve diğer Batılı ülkelerin yayın kuruluşlarının yayınlarını izlemek mümkündü, internette ise  sosyal medya üzerinden konuşma bağlamında sınırlama vardı, ancak mesaj atmak mümkündü…

 Otelde biraz dinlendikten sonra, Bandar Abbas’ı gezmeye koyulmuştum, ertesi gün başlayacak olan konferans 3 gün sürecekti…

 Bandar Abbas Arap nüfusunun da yaşadığı bir şehir, şehrin arka sokaklarından merkezine kadar yaya olarak gezmiştim, küçük bir bakkala su almak için girdiğimde alkolsüz veya alkol oranı çok düşük Bavyera biralarını görmüştüm… Uluslararası Kredi veya Banka kartlarının geçmediği İran’da nakit kullanarak alışveriş yapma durumum vardı… İlk alışverişimde safran aldım…Horosan’ın meşhur safranını almadan İran’dan ayrılmak olmazdı…  Alışveriş sırasında ve daha sonra konferans süresince de İran insanının kibarlığı ve dili kullanış biçimleri dikkatimi çekmişti! Bir bakıma hayran kalmıştım diyebilirim….   

 Kadınların ve erkeklerin birlikte oturdukları nargile (Kalyan) kafeler de ilgimi çekmişti  İran sokaklarını gezerken…

 Venezuela lideri Chavez ölmüştü ve iRan’da yas ilan edilirken, sokaklar Chavez fotoğraflarından geçilmiyordu… Bir AVM içerisinde Apple mağazası yanında Che Guevara posterleri ve tişörtleri satan dükkan da ilgimi çekmişti…

 Konferansın başladığı ve sona erdiği güne kadar yoğun bir program vardı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyenler Bandar Abbas’a gelmişlerdi… Özellikle Türkiye, Polonya, İsveç, Irak, Rusya ve Ukrayna’dan gelen bir grup akademisyen, gazeteci ve  bürokratla ve güzel sohbetler yapmıştık dünya mevzularına dair… Sohbetlerimize İranlı Azeri bürokratlar da eşlik ediyordu kimi zaman…

 Konferansın bittiği gün Tahran’da hava şartlarının kötüleştiği ve kar fırtınası nedeniyle uçuşların iptal edildiği haberleri gelmişti, aynı gün İran Dışişleri Bakanlığı mensuplarının mihmandarlığında Hürmüz ve Keşm adalarını ziyaret ediyorduk, bir zamanlar Portekiz kolonisi olan bu adalarda tarihi yerleri, alış veriş merkezlerini gezerek günü tamamlıyorduk… Gecesi ise daha iyi bir uçuş gerçekleştirmek amacıyla Mahan Havayollarının Airbus uçağıyla Tahran’a dönüyordum…

Tahran’da hava şartlarından dolayı 4-5 saatlik bir rötardan sonra İstanbul’a dönüş uçuşumu gerçekleştirmiştim…

İran’a gitmeden önce Sadi-i Şirazi’nin ‘’Gülistan’ını’’ okumuştum, bu sabah güne başlarken de  Farid Farjad’a dair bir şeyler dinlemek geliyor içimden…

Son günlerde İran zorlu bir süreçten geçiyor, derin bir kültüre sahip bu ülkede İran halkının kendi geleceğini dış müdahalelerden uzak bir şekilde sulh içinde kurması en büyük dileğimdir… Uzun lafın kısası olabildiğince İran’ı anımsadım bugün ve paylaştım…

Naçizane tavsiye: Hakan Güneş ve Özüm Sezin Uzun’un editörlüğünde 2020 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayınlanan ve benim de bir bölümüne makalemle katkı yaptığım İslam Cumhuriyetinde 40 Yıl İran'da Toplum, Siyaset ve Değişim kitabına ilgi duyanların bakmasını tavsiye ediyorum…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.