Sistemsel sorunlar çözülmezse, bugün UBP’ye, yarın CTP’ye
Geçtiğimiz pazartesi günü, ülkede hayat durdu.
Hükümetin hayat pahalılığı ile ilgili yapmak istediği yeni düzenleme, başta kamu çalışanları, öğretmenler ve özel sektörden yapılan sınırlı katılımla protesto edildi.
Grev, eylem, protesto, haktır, yasalarla koruma altındadır.
Ancak yapılış şekliyle hiç de hoş olmadı.
Eylemcilere tazyikli su sıkılması da, biber gazı kullanılması da, görevli polislere taş atılması da, olmadı, olmaz.
Yine insanlar, görevleri ve durmak zorunda oldukları taraf sebebiyle karşı karşıya geldi.
Eminim ki bu anlattıklarım, pek çok kişiye tanıdık geliyordur.
Daha da detaylara girsem, yine birçok okuyucu hatırlayacaktır, farklı zamanlarda, farklı sebeplerle veya benzer konularda yine aynı manzaralar yaşanmıştı.
Hatta yazı arşivimi şöyle bir karıştırıp baksam, son günlerin gündemine benzer çok yazımı bulurum.
Daha öncede söyledim, hiçbir siyasi parti, siyasetçi, başbakan, bakan, hele seçim az bir zaman kala böylesi kritik kararlar almaz, alamaz, almak istemez.
Yine de hükümet beklenmeyen bir şekilde, hayat pahalılığına ilişkin yasa gücünde kararnameyi Resmi Gazete ’de yayımlayarak yürürlüğe koydu.
Şimdi yargı süreci, Mecliste yasalaştırma çabası, bunun yanında da sendikalar ve bu adıma karşı olan kesimlerin engelleme mücadelesi kaldığı yerden devam edecek.
Bizim en büyük hatamız, her zaman günü kurtarmaya odaklanmak.
İleriye yönelik bir plan ve programımız hiç olmadı.
Kendimize sormadığımız en önemli soru şudur, ne istiyorum, ya da ne istiyoruz, amacımız, hedefimiz nedir?
Biz derken, toplumsal anlamda biz diyorum.
Bugün için yine ekonomiyi, hayat pahalılığı konusu tartışıp konuşurken, çıkış yollarını yerine yine popülist yaklaşımlar ön plana çıkıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kıbrıs konusu odaklı tartışmalarda, “altı ay sonra da Tufan Erhürman da eleştirilecek” diye bir yorum yapmıştım.
Nitekim durum o noktada, yine toplum olarak her konuda hep kendimizi suçluyoruz.
Bugünün iktidarı gidip, bir başka siyasi iktidar geldiği zaman, üç ay sonra da bu yeni iktidar eleştirilecek.
Bugünler unutulacak, eylemciler aynı kalırken, eylemcilerin karşısındakilerle, yanlarına gidip destek verenler değişecek.
İşte bu günü kurtarmak, sistemsel sorunların etrafından dolaşarak, gerçek sorunlara çözüm bulmaya çalışmamak, o cesareti göstermemek, gösterememek.
Kamudan, kamu maliyesinden ve alışıla gelmiş uygulama ve kararlardan başlamadan, her ne yapılırsa yapılsın, sadece erteleme olur, sonrasında yine aynı tekrarları yaşarız.
Devletin sunduğu, teşvikleri, indirimleri, vergi aflarını, kayıt dışı ekonomiyi, gerçek verilerle vergi toplanmasını, ek mesailerle ilgili konuyu çözecek uygulamaları, siyasi partilere genel bütçeden ayrılan katkı payını, kamuda gerçek anlamda tasarruf tedbirlerini, ortaya koymazsak, sistemsel sorunu çözmeyiz.
Hükümet kim olursa olsun, iktidar olamaz, bu çıkmaza çare bulamaz, yerler, konumlar, görevler değişir, ama bildik sorun ve bunlara bağlı sığ döngü devam eder.
Gelinen nokta, öneriye, çalışmaya, çözüme açık olmayı mecburi kılıyor.
İki büyük siyasi parti, UBP ve CTP, kritik eşik ve adımlarda ortak karar alıp hareket edebilmeli.
Belli noktalarda, siyasete göre şekillenmeyecek, hükümet kim olursa olsun, devletin uygulaması olacak yasalarda anlaşmalılar.
Başlangıç noktasını yazdım, kamunun sistemsel sorunları çözülmeli, yoksa bugün UBP eleştirilir, yarın CTP, değişen bir şey de olmaz.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.