Bir toplumda ahlak, vicdan ve adalet çökerse
En baştan altını çizerek söylemem gerek, yazının başlığı, sırf bir kesime ait olarak yazılmamıştır.
Bahsetmek istediğim, günümüzün genel bir sorunudur.
Maalesef vardır, toplumsal, ülkesel, halklara ait bir sorundur.
Ve “işine geldiği gibi” deyimiyle de anlatılır.
Bir halk, zaman içinde kendi olur, birbirine bağlanır, yazılı ve yazılı olmayan kurallarla kendi kendini yönetir.
Bu yönetme sadece ekonomik güç, güvenlik, teknolojik ya da askeri kuvvet değildir.
Gerçek ve tamamlayıcı güç, ahlaki değerler, vicdani sorumluluklar ve adaleti kendi yaşamına ve toplumsal hayata yerleştirdiği konumla da bağlıdır.
Ahlak yerini bencilliğe, vicdan kazanma uğruna her şeyi mubah görme alışkanlığına, adalet, hak yemeye, başkasının hakkını göz göre göre kendine mal etmeye, zaman içinde bunlar yaşanmaya başlarsa, çöküş de başlar, fark edilmeden, adım adım yozlaşma toplumu kemirir.
Doğru ile yanlış nasıl ayırt edilir?
Doğruya doğru, yanlışa yanlış neden denilmez, ya da bu ayırım nasıl yapılır?
Ben kazanayım da, kaybeden, hakkı yenen, nasıl isterse öyle yapsın.
İşte günümüzün oturmuş anlayışı budur ve tercihlerle bu normalleşir.
Ahlaksızlık, insanların yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesiyle başlar.
Zamanla alışkanlık olur, sıradanlaşır ve yayılır.
Doğruluk, dürüstlük, sorumluluk, yerini çıkarcılığa, bencilliğe bırakır.
Vicdan, insanın en güçlü iç sesidir.
Vicdan susan insan kendini dinlemez, yaptığı yanlışlardan rahatsızlık duymaz, haksızlık, yolsuzluk, görevini kötüye kullanma, sıradan hale gelirse, dönüş yoktur.
Toplumlar birbirinden kopar, topluluk olur, sadece kendini düşünür ve başkalarının acılarına karşı duyarsızlaşır, empati yapmayı kaybeder.
Adalet, esasen toplumun temeli, güvenin merkezidir.
Bir halk veya insan, hakkını arayabileceğine, hakkının korunacağına inanmazsa devletten, ülkesinden, yaşadığı toplumdan soğur, aidiyet bağı kopar.
Çok örneği var, hem bizde, hem de dünya da.
Ne yazık ki güçlü olanın haklı olduğu bir düzen oluştu.
Ahlak, vicdan ve adalet birlikte zayıfladığı zaman suç oranları artar, toplumsal eşitsizlik büyür, gelecek kaygısı, belirsizlik, umutsuzluk, mutsuzluk toplumsal birliktelik de olumsuz olarak etkilenir.
Ki buna en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlardayız.
Siyasetten, futbola, kişisel girişimden, kamusal kaynaklara, maalesef, genel yaklaşım ben kazandığım sürece, kimin nasıl kaybettiği, kimin hakkının yendiği, kimsenin umurunda değil.
Tek taraflı bir bakış açısı, haksızlığı sahiplenirken, kendini mağdur görmek gibi ne ahlaka, ne vicdana ne de adalete sığmayan bir bireyselleşmenin için de yaşıyoruz.
Ne ekonomi, siyaset, ne de futbol konuşamıyorsunuz, üstelik yaşı, yakınlığı, statüsü ne olursa olsun, bu değişmiyor.
Genel olarak herkes, sırf kendi kazandığı için hak yemeyi, adaletsizliği kabulleniyor, kullanıyor, savunuyor.
En kötüsü de, genç nesiller bunlarla büyür ve normal olarak örnek alır, daha da beterlerini yapar.
Herkesin, vicdanını dinlemesi, haksızlığı kendi çıkarına olsa da kabul etmemesi, karşı durması çok önemli.
Bazı değerler, görünmez ama insanı, insan yapan en sağlam temellerdir.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.