BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Gençliğin aynasında bir ülke!

Yayın Tarihi: 16/01/26 07:20
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir akşamüstü, valizini yatağın kenarına koymuş bir gencin sessizliği, anlatır aslında her şeyi. Gitmek istemez; ama kalmanın da artık bir karşılığı yoktur. Diploması vardır, umudu vardır, bu topraklara dair bağı da hâlâ güçlüdür. Fakat kapalı kapılar, belirsiz yarınlar ve sürekli ertelenen hayat planları, o sessizliği daha da ağırlaştırır...

İşte bugün KKTC gençliğinin hikâyesi, tam olarak bu noktada başlıyor: Gitmekle kalmak arasında sıkışmış, sözlerle avutulmuş, ama çözümlerle hiç buluşturulmamış bir kuşağın hikâyesi.

KKTC'de tarihin en geniş katılımlı gençlik kongresinden çıkan tablo, bireysel şikâyetlerin ötesinde, derin ve sistemsel bir kırılmaya da işaret ediyor. Genç işsizliğinin herkes tarafından tartışmasız bir sorun olarak kabul edilmesi, aslında ülkedeki ekonomik ve yönetsel yapının, gençleri dışarıda bıraktığının açık göstergesidir. Üniversite mezunu sayısı artarken istihdam alanlarının daralması, kamu ile özel sektör arasındaki dengesizlik ve bağlantı temelli işe alımlar, gençlerin emeğini değersizleştiren bir düzenin sürdüğünü gösteriyor. Otuz yaşına gelmiş olmasına rağmen, ailesiyle yaşamak zorunda kalan genç profili, yalnızca ekonomik bir sıkışmışlığı değil, geciktirilmiş bir hayatı da temsil ediyor.

Kamuya duyulan güvensizliğin merkezinde ise liyakat sorunu duruyor. Gençlerin tamamının liyakatsizliğin kamu hizmetlerinin kalitesini düşürdüğünü düşünmesi, tesadüf değildir. Torpil, sadece bir işe girme meselesi olmaktan çıkmış, devletle vatandaş arasındaki bağı zedeleyen temel bir adaletsizlik duygusuna dönüşmüş durumda. Şeffaflıktan uzak karar alma süreçleri, hesap vermeyen yapılar ve fırsat eşitsizliği, özellikle genç kadınlar için daha da derin bir dezavantaj yaratıyor. Bu tablo, “çalışırsam başarırım” inancını aşındırıyor; yerine, “doğru bağlantım yoksa bir anlamı yok” düşüncesini tam da odak noktasına yerleştiriyor.

Zorunlu askerlik meselesi ise, gençliğin gelecekle kurduğu bağı, doğrudan etkileyen bir başka kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Süresinden belirsizliğine kadar askerlik, genç erkeklerin eğitim, kariyer ve özel hayat planlarını askıya alan bir gölgeye dönüşmüş durumda. Psikolojik etkilerinin bu denli yüksek oranda dile getirilmesi ve beyin göçüyle bu kadar güçlü ilişkilendirilmesi, sorunun artık ertelenemez olduğunun da göstergesidir. Vicdani ret talebinin büyük destek görmesi, gençliğin özgürlük ve hak temelli bir yaklaşım aradığının, en büyük işareti durumunda.

Beyin göçü tartışmaları ise bu resmin kaçınılmaz en büyük sonucu. Gençlerin önemli bir kısmı hâlâ ülkede kalmak istiyor; bu, aslında güçlü bir aidiyet duygusunun varlığını da kanıtlıyor. Ancak işsizlik, güvencesizlik ve askerlik korkusu, bu isteği her geçen gün daha da kırılgan hâle getiriyor. Gidenlerin geri dönmemesi, sadece bireysel bir kayıp değil; ülkenin geleceğine dair büyük bir alarmdır. Çünkü giden sadece bir genç değil, aynı zamanda bilgi, üretkenlik ve umut da ülkeden eksiliyor.

Asıl tehlike ise bu sorunların gençleri yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal ve toplumsal olarak da sistemin dışına itmesidir. Kendini eşit yurttaş olarak görmeyen, emeğinin karşılığını alamayacağına inanan ve adalet duygusu zedelenmiş bir gençlik, zamanla ülkenin karar alma süreçlerinden de uzaklaşıyor. Sandığa gitmeyen, sivil yapılarla bağını koparan, sözünün dikkate alınmadığını düşünen bir kuşak da ortaya çıkıyor. Bu durum, gençlerin apolitikleşmesi değil; aksine siyasete olan inancının bilinçli bir şekilde tükenmesidir. Bugün çözümsüz bırakılan her gençlik sorunu, yarın daha zayıf bir demokrasi, daha kırılgan bir toplumsal yapı ve daha derin bir yönetim krizi olarak geri dönecektir.

Bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir başka hayati boyut ise, bu çok katmanlı kriz ortamının gençler üzerinde yaratabileceği derin psikolojik ve davranışsal sonuçlardır. Bu yazıyı kaleme alan bir bilinçaltı davranış bilimci olarak söyleyebilirim ki; sürekli değersizleştirilen, geleceği belirsizleştirilen ve adalet duygusu sistematik biçimde aşındırılan bireylerde, zamanla öğrenilmiş çaresizlik, bastırılmış öfke ve yüksek riskli davranışlara yönelim kaçınılmaz hâle gelmektedir. İnsan davranışlarının bilinçaltında şekillenen bu süreçleri, hem teorik çalışmalar hem de sahadaki gözlemler doğrulamaktadır. Kendini sistem içinde meşru yollarla var edemeyeceğine inanan gençler, aidiyet ve anlam arayışını çoğu zaman farkında olmadan daha tehlikeli alanlara kaydırmakta; bu da onları uyuşturucu kullanımı, kolay kazanç vaat eden, yasa dışı yapılar ve kara para mekanizmaları gibi karanlık ağlara karşı son derece savunmasız hâle getiriyor. Özellikle ekonomik güvencesizlik ve toplumsal dışlanmışlık hissi, gençlerin bilinçaltında “kaybedecek bir şey kalmadığı” algısını besleyerek, suç örgütleri ve illegal yapıların hedef kitlesi hâline gelmelerine de zemin hazırlıyor. Bugün bireysel tercihler gibi görünen bu yönelimler, yarın toplumsal çürüme, artan suç oranları ve derinleşen güvenlik sorunları olarak ülkenin karşısına çıkacaktır. Bu nedenle gençlik politikalarındaki her ihmal, yalnızca sosyal bir yara değil; insan davranışını yönlendiren bilinçaltı dinamikleri dikkate alındığında, ülkenin geleceğine yönelik sessiz ama büyüyen, ciddi bir tehdit olarak da çok iyi okunmalıdır.

Tüm bu başlıklar bir araya geldiğinde ortaya çıkan bütünsel tablo nettir: KKTC gençliği sorunlarını açıkça tanımlamış, çözüm taleplerini de somut biçimde ortaya koymuştur. Liyakata dayalı işe alım, genç dostu istihdam politikaları, askerlikte reform ve beyin göçünü tersine çevirecek teşvikler, aslında yeni değil; yıllardır dillendirilen ama hayata geçirilmeyen taleplerdir. Sorun tam da burada başlıyor. Siyaset sahnesinde bolca kullanılan sözler, kürsülerden yapılan hamasi konuşmalar ve seçim dönemlerinde verilen vaatler, gençlerin gerçek hayatında karşılık bulmadıkça anlamını yitiriyor. Gençler artık sadece dinlenen değil, çözümlerle muhatap olmak isteyen bir kuşak konumundadır. Lafazanlıkla geçen her yıl, bu ülkenin geleceğinden bir parça daha koparmaya devam ediyor.

Eğer bu sorunlar çözülmezse, gençliğin sisteme olan inancı daha da aşınacak; katılım yerini uzaklaşmaya, umut yerini kayıtsızlığa bırakacaktır. Bu yalnızca gençlerin değil, ülkenin de en büyük kaybı olacaktır. Çünkü gençliğini kaybeden bir toplum, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur. Bugün yapılması gereken, gençlerin söylediklerini duyup geçmek değil; bu sesi, ülkenin yeniden inşası için, bir yol haritasına dönüştürmektir.

Son söz yerine şunu hatırlatmak gerekir:
Bir ülkenin gerçek aynası, gençlerine sunduğu gelecek kadar parlaktır; o ayna karardığında, suç aynada değil, ona bakanlardadır.

Bir bilinçaltı davranış bilimci olarak, altını çizerek tekrardan uyarıyorum: Gençliğin umudunu kaybettiği bir ülkede, boşluğu umut değil; suç, bağımlılık ve karanlık yapılar doldurur.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.