Esas sorun “adaletsizlik”
Bir rutin, alışkanlık, ya da çaresizlik.
Dönemler değişiyor, zaman ilerliyor, belli aralıklarla aynı konular tekrar tekrar yaşanıyor.
Ve bu durum gerçekten çok yorucu.
Asgari ücret meselesi, hayat pahalılığı konusu.
Verimlilik ve üretim yerine magazinsel yaklaşımlarla, ücret tartışmasını, toplumu kutuplaştıracak noktalara taşımak.
Vatandaşın her zaman en büyük derdi, ekonomi, geçim derdi, her konunun önünde.
Yılların sorunu, altı aya bir ülkenin gündemi oluyor.
Burada sorunun kaynağı, enflasyon, hayatın pahalılaşması, fiyatların artması, alım gücünün düşmesi.
Hangi ürünün, hizmetin hangi dönemde fiyatının arttığı, satışların pik yaptığı belli, bunun yanında sürekli kullanılan lüks olmayan harcamalar da belli, bunların tümüne tüketicini kolay ve ucuza ulaşması planlanabilir.
En başta kamusal hizmetlerin, bir ticari alana kayması ve ulaşımının zorlaşması, en önemli sorun.
Bu soruna çözüm bulunmadıkça, bu gündem hiç bitmeyecek, bu soruna çare bulunmayacak.
Hayat pahalılığı ödeneği bir zam değil, kaybedilen alım gücünün geri iade edilmesidir ki oranı ve süresi de tartışmaya açıktır.
Bu her kesimden insanın etkilendiği ekonomik bir meseledir.
Küçük bir ülke, uluslararası tanınmışlığı olmayan bir devlet, bu şartlarda serbest piyasa demek, kontrolsüz, denetimsiz, maliyeti yüksek, üretimsizlik ve ithal piyasa demek.
O zaman en büyük görev devlete düşer.
Devlet şartları sınırları belirleyecek, bu düşünceye pek çok isim bulunabilir veya ekonomik model olarak eleştirilebilir.
Ancak ülke şartlarına bakıldığında, devletin düzenleyici ve koruyucu sorumluluğu daha hissedilir olmak zorundadır.
Hayatın pahalılaşması ve alım gücünün düşmesinden devam edecek olursam, başlıca nedenler üretim maliyetlerinin yüksekliği, dövizin istikrarsız dalgalanması, girdi maliyetlerinin yüksekliği, üretim alanlarının azlığı diyebilirim.
Tabi ki çok geniş bir konu, ama sorunun kökenine bakmadan, çözüm bulunamaz, bulunsa da çare olmaz.
Bugün, asgari ücret tartışmasından, kamu maaşlarına yansıtılacak hayat pahalılığı artışına, vekil maaşlarının alacağı artıştan, en düşük sosyal maaşa kadar, tüm konuşulanlar, sadece günlük, popülist konular ve siyasi malzemedir.
Eksik olan, bu yönde söylemden öteye geçecek eylemeler için çalışmaktır.
En büyük sorumluluk devlete düşüyor, devlet sadece iktidardan ibaret değil, elbette esas karar alıcı iktidardır, hükümettir, ama paydaşları da vardır.
Başbakan Üstel'in hayat pahalılığı ile ilgili yeni yasa çağrısına muhalefetin destek vermesi, bir çalışma yapılması olumlu ve önemli olacaktır.
Aynı şekilde CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin de “CTP adil paylaşım ve refahın tabana yayılması konusunda geri durmaz” yaklaşımı değerlidir.
Bunlar bir fırsata dönüştürülebilir.
Çünkü konu bugünün değil, yarının da konusudur ve hükümet kim olursa olsun, yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Hayat pahalılığı aynı zamanda sosyal bir sorundur.
Bu sorunun temeli de adalettir.
Gelir dağılımının adil olmaması sosyal sorunları tetikliyor, kamu çalışanı, özel çalışanı, emekli veya engelli, sosyal yardımla geçinen aileler, tüm kesimler aynı hayat pahalılığı oranında alım gücünü kaybediyor.
Birine başka, bir diğerine üstelikte korunmaya daha çok ihtiyaç olana, hayat pahalılığı karşısında benzer koruma yapılmazsa, eğitimi, sağlığı, ulaşımı kamusal olarak daha etkili şekilde sağlanmazsa, işte sosyal sorun işte adaletsizlik.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.