“Temmuz süreci” belki de son şans, heba etmeyin!
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in, geçtiğimiz hafta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’le iki kez bir araya gelmiş.
Politis gazetesi konuyla ilgili haberinde, Holguin’in biri Çarşamba diğeri ise Cumartesi günü olmak üzere, iki kez Guterres’le görüştüğünü ve bu görüşmelerin ana gündem maddesinin, Temmuz ayında Kıbrıs sorununda bir girişimin başlatılması ön hazırlıklarının olduğunu yazmış.
Gazete ayrıca, Guterres’in bu yeni girişimle ilgili yeşil ışığı geçen ay yaptığı Ankara ziyaretinde görüştüğu Recep Tayip Erdoğan’dan aldığını yazıyor.
Bunlar güzel haberler. Tek sorun, gerçek niyetlerin ne olduğunun henüz bilinmemesi.
Zira, Kıbrıs sorununun ilgili taraflarının hem kendi içinde, hem de karşılıklı olmak üzere bir sürü fikir ayrılığı bulunuyor.
Tek tek gidecek olursak, konunun en önemli taraflarından olan Türkiye, 2023 Aralık ayında TBMM’den de gerçirdiği tasarı bağlamında, iki devletli çözüm modelini savunmaya devam ediyor.
Başkan Erdoğan, en son Antalya Formunda yaptığı konuşmada, bu çözümü tam olarak ifade etmese de, orada yaptığı “iki halk, iki devlet” vurgusuyla aslında neyi kastettiğini ortaya koydu.
Burada ortaya konulan devlet, federal bir çatıda birleşen ‘oluşturucu devletler’ anlamına gelen bir devlet tanımlaması değildir, dolayısıyla tartışılacak bir şey olduğunu pek sanmıyorum. Kaldı ki, federal çözümün temel parametrelerinde vurgu yapılan şey “iki toplumluluktur”, “iki halk” ya da “iki devletlilik” değildir.
Fakat, Erdoğan’ın bu hafif “flu” tutumunu, ilgili konuşmasından önce, İstanbul’da İslam Konferansı toplantısında yaptığı konuşmayla değerlendirecek olursak, konuya biraz daha umutlu bakmamız mümkündür. Çünkü oradaki konuşmasında “Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün zamanı, gelip geçmiştir” demektedir.
Sinekten yağ çıkartmaya çalışmıyorum ama Erdoğan’ın -diğer tüm otokratik liderlerin ortak özelliği olması sebebiyle- ne kadar pragmatik davranabileceğini biliyorum. Daha doğrusu yakın müzakere tarihimiz bize bunu öğretmiş bulunmaktadır.
Bürgenstock, 11 Şubat Belgesi, Crans Montana, bunların örneğidir.
Yanı kısacası, Guterres’in, Türkiye’nin oluru olmadan yeni bir maceraya girmesi pek olası değildir. Türkiye’nin olurunun da Erdoğan’ın iki dudağı arasında olduğunu biliyorsak, o zaman belki de iki devletli çözüm ısrarının “bir el artırma, karşı tarafı federal çözüme zorlama” olduğu yönündeki hipotezleri tartışmak durumundayız.
Öte yandan Guterres’in, Güvenlik Konseyi tahtında mandası federal çözümdür. Dolayısıyla Temmuz ayında çağıracağı ve tarafların önüne koyacağı yol haritasının federal çözüm dışında bir yolu önermesi ihtimal dışıdır.
Bir diğer aktör olan Yunanistan’ın bu yeni girişime karşı çıkması olasılık dışıdır. Çünkü Yunanistan’ın en büyük dertlerini başında, Türkiye ilişkilerini zehirleyen Kıbrıs sorununu gelmektedir. Dolayısıyla bu sorundan en çok kurtulmak isteyen taraflardan bir tanesi bence Yunanistan’dır.
Hatırlatmam gerekirse, Crans Montana sürecinde, aynı Yunanistan, Kıbrıs adasındaki garantörlük haklarından vazgeçmek için BM’ye mektup yazacak kadar bu sorundan bıkmıştır!
Erdoğan’ın 2023’te yaptığı Atina ziyareti, orada imzalanan deklerasyon, ardından Türk turistlere Ege adaları tahtında uygulanmaya başlanan kapıda vize uygulaması ve gelinen noktada (2025 verileri) bu girişlerin 5 kat artması, Yunanistan’ın, Kıbrıs sorunu uğruna ‘heba edececeği’ cinsten faydalar değildir. Daha ticari anlaşmaları filan konuşmadım!
Bir diğer garantör İngiltere’nin tutumuysa, Annan planındaki tavrıyla aynıdır.
İngilizlerin tek derdi, adadaki üsleridir ve bu bağlamda onların tavrı, Dikelya üssünü, ‘ceyiz’ mahiyetinde, yeni kurulacak Federal Kıbrıs’a hediye edilmesi, karşılığında da, Ağrotur üssünün korunmasıdır. Yine not etmem gerekirse, bu konudaki pazarlık, ABD ile yapılmaktadır.
İngilizlerin, İran savaşı konusunda ‘çekimser’ kalması, Starmer Hükümetini, Trump ile ‘papaz olma’ durumuna getirmiştir. Adadaki üslerin tartışma konusu yapılması, Chagos adaları kararı derken, ABD, İngiltere’yi sıkıştırmaktadır.
Kıbrıslı Rum tarafına gelince; onların tavrı biraz fırsatçılık, biraz da muhatabının ‘netlikten uzak’ hallerindendir.
Sondan başlayacak olursak, bir önceki lider, Ersin Tatar, Türkiye’den aldığı destekle BM parametreleri dışında iki devletli çözümü savunarak, 5 yılımızı heba etmiştir.
Bu tavır, Rum liderliklerinin meydanı boş bulmasına sebep olmuş ve ‘federal çözüm’ istenci bağlamında ‘at koşturmalarını’ sağlamıştır. Tatar “iki devletli” dedik sonra, Hristodulidis “federasyon istiyoruz” demiştir.
Tatar devrilip de yerine Tufan Erhürman gelince, bu at koşturma hali başka bir şey üzerinden devam etmektedir: Belirsizlik siyaseti!
Kıbrıslı Türk liderin ne istediği söylememesi, çözümü 4 element noktasına indirmesi, hatta bununla da kalmayıp, kapılara hapsolması, bugün gelinen noktada aynı sonucu doğurmaktadır: Hristodulidis’in keyifle at koşturması!
Peki Rum liderliği ne istiyor? Karşısındaki federasyon isteyemeyince, o bunu rahatça istiyor!
“Crans Montana’dan kaldığımız yerden devam edelim” ifadelerinin havada uçuşması bu yüzdendir.
İyi de normalde istiyor mu? Bana soracak olursanız, Hristodulidis’in “beni test edin görün, tarih zaten hepimizi, yargılayacak” ifadeleri, yapılması gerekendir.
İyi de bunu sağlayabilecek bir Kıbrıslı Türk lider var mıdır?
Bakınız, birbirimizi kandırmamıza gerek yok, Erhürman bir Süperman değildir. Onun öyle olmadığı gibi, bizim bu denklem içindeki durumumuz “cüceden” farksızdır.
Denklemin en küçük, en etkisiz, en kayıp parçası biziz. Ve bu durum maalesef 2020 seçimlerinden sonra daha da cüceleşmiştir.
Fakat bu bile son derece hayati bir şeyi unutturamaz: Bu sorunun özündeki iki aktörden birisi biziz!
Siyasi olarak boyumuz cüce olsa da, konunun özündeki dev biziz!
Bizim Kıbrıs sorunundan kaybedilmemiz, bir kere en başta, Türkiye’nin işine gelen bir durum değildir. Eğer öyle olursa, Türkiye’nin ada üzerindeki varlığı sadece işgal ve istila noktasında tartışılan bir duruma döner. Kaldı ki, bu tartışmalar halihazırda yapılmaktadır.
Halbuki resmi tez, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını koruyan garantörlükten neşet etmektedir. Adada garanti edilecek Kıbrıslı Türk hakkı ya da toplumu kalmayınca bu söylemler ne olur?
Türkiye’nin ulvi çıkarlarını anlıyorum fakat Kıbrıslı Türklerin de kendi ulvi çıkarları vardır ve bu bağlamda, bu çıkarlar silsilesinin, bir ast-üst ya da biat üzerinden değil de müttefik olma üzerinden okunmasının sayısız faydaları vardır.
Bence AP’nin son raporunda yaptığı çağrı çok yerindedir: Türkiye, Kıbrıslı Türklere, kendi siyasi çıkarları yönünde mücadele etmesi için alan açmalıdır!
Bu siyasi çıkarları yönlendirecek ve topluma liderlik edecek kişiyse Tufan Erhürman olmalıdır. Olmalıdır diyorum çünkü seçildiğinden bu yana geçen 6 aylık sürede, karnesi pek de umutlu değildir.
Buna rağmen -eleştirilerimiz baki kalmak kaydıyla-, bu yeni Temmuz sürecine doğru giderken, kendisinden pro-aktif bir siyasete geçme, düzgün ve anlamlı bir barış dili, iki toplumlu faaliyetler üzerinden karşı tarafla ilişki kurma ve en önemlisi, karşı tarafın “at koşturma” haline engel olma noktalarında öne çıkması hatırlatması yapmak durumundayım.
Bu noktada, CTP, TDP ve diğer federal çözümn güçlerine de çağrım, KKTC’nin türlü rezilliklerle dolu siyasi arenasından başlarını kaldırıp, yine KKTC makamı hayallerinden bir süreliğine vazgeçip, tüm eforlarını yaklaşan Temmuz sürecine kanalize etmeleri yönündedir.
Adanın kuzeyindeki mevcut yapı altında yapılacak olan seçimlerin sonuçlarının çare olmayacağını hepimiz biliyoruz. Bilmeyi de geçtim, tarihsel süreç zaten bunu göstermektedir.
Önce bu düzenden kurtulalım, sonrasına bakarız. Ama bu düzen sürdüğü sürece, insanları seçimle kandırmanız, her şey düzelecek demeniz tarihsel bir ayıptır, yapmayın!
Kıbrıs sorunu çözülmeden, huzura ve rahata erişemeyiz.
O yüzden, Kıbrıslı Türk liderin bir an önce cesur bir şekilde çözüm inisiyatifini alması, buna destek verecek olan bir sinerjinin ivedilikle oluşturulması ve toplumun çözüm yönünde motive edilmesi hayati bir görevdir.
Antonio Guterres bizim için bir şanstır. Maria Holguin de öyle.
Ve Temmuz girişimi belki de Kıbrıs sorunu konusundaki en son federal çözüm denemesidir.
Eğer bunu da seçimler ya da başka zümresel saçmalıklar için feda edersek, bilin ki bu ada üzerindeki varlığımız sona erecektir.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.