Bir seçim, bin tespit ve o eski şiir…

Yayın Tarihi: 27/05/26 10:10
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Güney’de yapılan parlamento seçimleri ve sonuçları üzerine yapılan yorumları izliyorum. Herkes kendi dünyası içinde bir şeyler iddia etmeye çalışıyor.
Adanın kuzeyindeki çözüm karşıtları, sonucu Elam’ın aldığı yüzde 10.9’luk oy üzerinden değerlendirip, “federasyon öldü, Enosis kazandı, iki devletli çözüm kazandı” gibi, ipe sapa gelmez şeyler söylüyorlar. Başbakan da benzer ifadelerle dolu bir açıklama yaptı. Tabii kendi düşünmediği ve yazmadığı bir metinle birlikte.

Onun gibi çözüm düşmanlığını bir çeşit fetişizme çevirip, yazıp çizenler de aynı ifadeleri kullanıyorlar.

Ama seçim sonuçları, federasyon çözümü için bırakın bir mağlubiyeti, benim bile beklemediğim düzeyde federal çözüm desteğine işaret ediyor.

Bunun için iki büyük ve federasyon çözümüne destek veren parti olan Disi ve Akel’in aldığı toplam yüzde 51’lik oya bakmak yeterli olur.

Bu iki partiye, yeni kurulan Alma ile Fidias’ın Doğrudan Demokrasi’sini ve -maalesef- baraj altı kalan Volt’u da eklersek, destek oranının rahatça yüzde 60’ı geçtiğini iddia etmek hiç de yanlış olmaz.

Dolayısıyla seçim sonuçlarını “iki devletli çözüm modelimiz mühürlendi” gibi tamamen uydurma bir yerden değerlendirmek doğru değildir.

Elbette Rum halkının yüzde 66.9’unun ortaya koyduğu oy verme iradesi, yarın sabah çözüm referandumu yapılsa “kesin evet çıkar” şeklinde bir yorum yapmama neden olmaz.

Bunun da en büyük sebebi, Kıbrıs sorununun bu seçimler özelinde tarihte görülmemiş derecede seçim malzemesi olmamasıdır. Yani seçim dönemi boyunca neredeyse hiç konuşulmaması.

Kıbrıslı Rumlar sandığa giderken, bizden bin kat daha iyi durumda olmalarına rağmen, ekonomiyi, yolsuzluk iddialarını, yozlaşmışlığı kendilerine dert ederken, diğer sosyal devlet sıkıntılarını da düşünerek oy vermişlerdir, Kıbrıs sorununu düşünerek değil! Bu, bence tehlikeli olduğu kadar, gelecek için de bir takım sıkıntıları işaret etmektedir: Kıbrıs sorununun çözümünün ivedi bir sorun olmayışını!

AB üyesi, uluslararası hukuka tabi, ciddi ekonomik başarı sağlayan bir ülke olmayı başaran Kıbrıslı Rum halkı, artık 1974 travmasını üzerinden atmış, daha çok ileriye bakan ve yeni nesillerinin, yerinden edilme, kaybedilme ve diğer savaş etkilerinden uzak, özgür birer Avrupa vatandaşı gibi büyüdüğü bir yere dönüşmüştür.

Adanın kuzeyinde yaşanan demografik değişim, iradesizlik, demokratik, sosyolojik ve kültürel gerileme gibi şeyler, adanın güneyi için sorun değildir.

Haliyle Kıbrıslı Rumlar, 2004’te girdikleri AB şemsiyesinin siyasi, kültürel, ekonomik, hukuksal ve diğer sayılamayacak büyük faydalarının etkisiyle birlikte, adanın şu anki statükosunu normalleştirmişler, daha da kötüsü, içselleştirmişlerdir. Esas büyük tehlike budur.

Fakat yine de bu normalleştirme, geçici olmakla malüldür. Yani sürdürülebilir değildir. Çünkü adanın kuzeyi gittikçe Türkiye’nin fiili ilhakı altına girmekte, demografi değiştirilmekte, düzen oraya doğru uyumlaştırılmaktadır. Kuzeyde dizayn edilen yapı, maalesef yine Kıbrıslı Türk siyasi elitleri tarafından biatçı bir yaklaşım ve anlayışla karşılanmakta, hızla şekillenmekte, adanın iki yarısı arasındaki bağlar gittikçe kopmaktadır.

Bu durum öyle bir noktaya gelmiştir ki, artık kendine “Kıbrıslı” yakıştırması yapan iki grup ortaya çıkmıştır. Bunlardan azınlıkta olanı, Kıbrıslı tanımlamasını coğrafik bir aidiyet, etnisite üzerinden söylemekte, bunu bir çeşit varoluş refleksi şeklinde ifadelendirmektedir. İşin fena tarafı, bunu yapmak, bu ifadeleri kullanmak, çeşitli manipülatörler tarafından “ayrımcı, ırkçı” bir söylem olarak nitelenmektedir. Tarihin hiçbir dönem ve coğrafyasında, ırkçılık tanımlaması bu kadar altı boş bir şekilde ve yine bizzat siyasi kimliği ırkçılık üzerinden şekillenenler tarafından dile pelesenk edilmemiştir.

İkinci ve çok daha büyük “Kıbrıslı” grup ise, kendini Konyalı, Kayserili gibi Türkiye’nin yeni bir ili gibi düşünen gruptur. Bunlar için Kıbrıslılık, fethedilmiş, kan dökülüp alınmış bir çeşit uç beyliği, yeni bir il aidiyetidir.

Kıbrıslı Rumlar için çözümün ivediliği, bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Bugün Türkiye basınına yansıyan herhangi bir Kıbrıs haberinin altındaki yorumlara bakarsanız, 1974’te hata yapıldığını, bütün adanın alınması gerektiğini yazan binlerce kişi görürsünüz.

Bu durum son 20 yılda kök salan Neo-Osmanlıcı anlayışa has bir durum değildir, her zaman böyleydi.

Çünkü Kıbrıs harekatı (ve sonucu), 1699 Karlofça anlaşmasından bu yana kazanılan ilk toprak parçası olması nedeniyle Türk halkı için çok önemlidir.
Neredeyse tüm Türk siyasi partileri tarafından ‘Milli dava’ olarak görülmesinin altında yatan büyük zafer duygusu elbette budur.

Ve kuşku yok ki yarım yapılmış bir fetih, tam bir zafer değildir.

Kıbrıslı Rumların 2017’de Crans Montana’da ayak sürüdüğü ve heba ettiği çözüm fırsatı sonrası, dönemin Kıbrıslı Türk lideri Mustafa Akıncı’nın işaret ettiği tehlike tam olarak buydu, yani Kıbrıslı Türklerin aradan çıkması ve Türkiye ile sınır komşusu olma hali!

Ama dönemin Rum liderliği bunu görmezden geldi, o şans heba edildi.

Peki, Türkiye, AB ilişkilerinin berhava edilmesine, gümrük birliğinin güncellenmemesine, vize serbestisine ve 150 milyar euroluk SAFE projesine engel çıkaran Kıbrıslı Rumlara daha ne kadar dayanacak, tahammül edecek dersiniz?

Kıbrıslı Rumlar çok rahat olmasınlar, statükoyu normalleştirmesinler, çünkü durum hiç de sürdürülebilir değildir. Hele de Gramsci’nin işaret ettiği, dünya jeopolitiğinde yaşanan geçiş dönemi ve onun yeni canavarlarının ortaya çıkmaya başladığı bir dönemde, büyük potansiyel tehlikelere gebedir. Afrodit’in kadim çağlardan beri talibi çoktur!

O yüzden, hazır federasyon isteyen partiler en çok oyu almışken; hazır federasyon isteyen bir Kıbrıslı Türk lider varken; hazır Ankara Genel Sekretere yeni inisiyatif için yeşil ışık yakmışken; ve hazır Fikret Demirağ’ın o unutulmaz şiirindeki gibi “yine yaz gelmişken”, gelin biz bu barışı yapalım.

Yoksa hepimiz için çok geç olacak…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.