Bir tartışma ve turnusol kağıdı etkisi...

Yayın Tarihi: 04/04/25 08:08
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

Yaklaşık olarak 15 gündür yapay olarak oluşturulan ve belirli odaklar tarafından köpürtülen başörtüsü meselesinin ehven-i şer mahiyetinde faydalı bir tarafı olduğunu düşünüyorum.

Bu fayda da, toplumu yöneten veya yönetmeye namzet olan siyasetçilerin ve siyasi oluşumların duruşunu ortaya çıkartmak açısından tam bir turnusol kağıdı etkisi göstermesidir.

Ya da Türkçe mealinden konuşacak olursak, ‘ak koyun, kara koyun’ ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Siyasi atraksiyonunu Türkiyeli-Kıbrıslı ayrışması üzerine kuran ve kendi kitlesini ona göre konsolide eden YDP Lideri Erhan Arıklı’nın bu duruşunu anlatmaya gerek yok. Buradaki tavrı da tam olarak bu yöndedir.

Yapan gündem yaratma ve manipülasyon konusunda uzman olan Arıklı’nın, kendini aşıp, tüm zamanların en devrimci gruplarından olan Pink Floyd’un ‘The Wall’ şarkısını paylaşması, bunu da öğretmenlere isyan eden çocuklar üzerine bağlaması alakasızdır.

Erhan Arıklı’nın sadece parçanın nakaratı üzerinden alıntıladığı ve öğretmen sendikalarına yöneltmeye çalıştığı sözler (Leave them kids alone-Çocukları rahat bırakın) aslında o ve onun mensubu olduğu zihniyetlerin bir ‘tuğla’ misali, tek tipleştirilmiş toplum yaratma isteğine karşı verilen tam teşekküllü devrimci bir cevaptır. Dahası bu sözlerin muhatabı yine kendi mensubu olduğu benzer baskıcı zihniyetlerdir.

Dolayısıyla bu konuda baltayı taşa vurduğunu belirtmek ve ayrıca kadim bir dostumun ifade ettiği gibi ‘Pink Floyd kırmızı çizgimizdir’ demek istiyorum.

İşin şakası bir yana yukarıda bahsettiğim turnusol kağıdı meselesine gelecek olursam, özellikle üç siyasetçinin açıklamaları çok önemlidir.

Bunlardan birincisi (Benim için) hiç beklenmeyecek bir şekilde, UBP Girne Milletvekili İzlem Gürçağ Altuğra’dan gelmiştir.

UBP içindeki muhalefetin figürlerinden olan Altuğra, sözlerini hiç dolandırmadan, açık ve net bir şekilde ifade etmiş, “okullarda türban olmaz” demiştir. Altuğra’nın bu çıkışı kuşku yok ki UBP içindeki kavganın bir yansıması, bir meydan okumasıdır. Burada İzlem Hanım’ın duruşunu sadece iç kavgaya bağlamak zorunda da değiliz, çünkü bu aynı zamanda onun kişisel görüşüdür da. Her iki yönden de takdir edilesi bulduğumu söylemek isterim.

İkinci önemli açıklama ise LTB Başkanı Mehmet Harmancı’ya aittir.

Harmancı, bu krizin bilinçli bir şekilde, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik yaratıldığını söylemiş, bunun bir çeşit ‘yoklama’ olduğunu ifade etmiştir. Özellikle şu tespiti çok yerindedir: “Kıbrıs sorunu üzerinden yaratılmak istenen toplumsal kutuplaşmayı, bu kez kimlik siyaseti üzerinden genişletmek ve derinleştirmektir. Etnik köken ve inanç üzerinden bir korku ve nefret iklimi yaratmaktır hedef. Bunu yaratacaklar ki, uzun yıllardır uyguladıkları demografik mühendisliğin umut ettikleri siyasi sonuçları doğurmasını garanti altına alsınlar.”

Üçüncü ve en ses getiren açıklamanın sahibi ise Serdar Denktaş’tır.

Sosyal medyada like ve paylaşılma rekoru kıran Denktaş’ın açıklamasının hem tarihsel hem de siyasi bağlamı vardır.

Tarihsel olan tarafı, Serdar Denktaş’ın bu açıklamayla birlikte, babası ve KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın belki de en ünlü açıklamalarından birisi olan “giden Türk, gelen Türk” şeklindeki açıklamasını ters-yüz etmesidir. Çünkü gelenle, giden arasında fark olduğu barizdir. Dahası bu ‘fark’ daha işin başında, 1975’lerde, rahmetli Doktor Küçük’ün yazdığı makalelere konu olmuş bir geçekliktir.

Serdar Denktaş’ın, Baba Denktaş’ın olanı biteni normalleştirdiği ve adanın kuzeyine yapılan demografik müdahaleyi kendince güzellediği o açıklamasına karşıt “Gelen ya buraya uyacak veya kendisine uyan yere gidecek” şeklindeki ifadesi bence çok tarihidir, ‘gelenle, giden aslında aynı değildir’ demesidir.

İşin tarihsel süreci dışında, duruma bir de siyasi yönden bakacak olursak, orada olan şey, Serdar Denktaş’ın, babasının “Ben bir Türk milletçisiyim” duruşunun aksine, “ben bir Kıbrıslı Türk milliyetçisiyim” şeklindeki duruşudur.

Yaptığı açıklamanın (sadece giriş cümlesi değil, açıklamanın genelinde) like ve paylaşım rekorları kırmasının sebebi toplumun sadece sol düşünce ya da ilerici kesimlere değil, milliyetçi çizgideki kesimlere de hitap etmesindendir.

Çünkü çok iyi biliyoruz ki, sağ cenah içinde yıllardır devam eden -bu çok geniş ama çok da fazla dillendirilmeyen- ‘yerel-genel Türk milliyetçiliği’ tartışması bir gerçektir.

Gerçek olması dışında bu bir ‘durumdur’ da. Durumdan kastım, sürekli anavatana biat eden sağ cenah içinde, aslında Türkiye’de en az 100 yıldır devam eden, ülkeyi ikiye bölen ‘laik-anti laik’ kavgada çok da belli etmeden ‘taraf olma’ halidir. Bu kavga son 20 yılda çok daha keskinleşmiş bir haldedir.

Tartışmanın ortaya çıkardığı başka gerçek var ki, o da Kıbrıslı Türklerin ortaklaştığı konu ‘laik devlet düzeni’ ve ‘yönetim’ şekline olan bağlılığıdır.

Hemen hiçbir şeyde anlaşamayan Kıbrıs Türk siyaseti, laiklik ilkesinde birleşmektedir.

Elbette bu durumu sosyologlar ve tarihçiler çok daha derinlemesine inceleyecek, başka tespitlere de ulaşacaktır ama en basit ifadeyle toplumu bölmeyi amaçlayan bu tartışma, hiç beklenmedik şekilde birbiriyle alakasız kesimleri dahi birleştirebilmiştir.

Ama benim burada basitçe anlatmaya çalıştığım ‘turnusol kağıdı’ meselesinde başka taraflar da vardır.

Mesela hükümet ortakları bu konuda çok zor durumdadırlar. Hem yukarıda saydığım laikliğe sahip çıkma, hem milliyetçilik konusu, hem de gerek partiler içi, gerekse de koalisyon ortakları arasındaki sorunlar, bu yeni-yapay tartışma yüzünden daha da derinleşmiştir.

Hükümet, buradaki elçilik üzerinden Türkiye’nin isteği olan yeni disiplin tüzüğünü yürürlüğe koymaya zorlanmaktadır. Ancak gelen duyumlar Başbakanın ‘seçim var, bu kadar tepki varken, erteleyelim’ tavrı içinde olduğudur. Çünkü o da aslında gerçek durumu bilmektedir.

Toplumun geniş kesimlerinden tepki toplayan bir de üzerine adı sanı duyulmamış dernek ve imamlar üzerinden köpürtülen “beğenmezseniz defolun güneye gidin” hakaretlerine varan açıklamalar sonrası ortaya çıkan öfkeyle birlikte öğretmenlerimizin (diğer sivil toplumla birlikte) sert direnişine de maruz kalan hükümet, bence sallanmaktadır.

Düşmemesinin tek sebebi, muhtemelen yaklaşmakta olan Cumhurbaşkanlığı seçimidir.

Turnusol kağıdımızın son kısmına gelince, orada gördüğümüz şey maalesef düzenin kullanışlı aparatlarına dönüşen düzenektir. Bilerek ya da bilmeyerek dönüşülen bu aparat olma hali, tarihsel bağlamdan binlerce örnekle sabittir.  

Ana Muhalefet CTP’nin ve ona yakın sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı bu düzenek, maalesef bilerek ya da bilmeyerek en kritik anlarda devreye girmektedir. Mesela son meclis başkanlığı krizi...

Bu bağlamda, Ana Muhalefet lideri Tufan Erhürman’ın kendine has sevecen tarzıyla sürekli ‘birileri’ üzerinden kurduğu ama o birilerinin adını koyamadığı siyaset anlayışının çok fazla tepki çektiğini söylemek isterim. Bunu anlamak için yaptığı açıklamaların konu olduğu gazetelerin ilgili haberlerinin altındaki yorumlara bakılması yeterli olacaktır. 

Parti içindeki vekillerin, yetkililerin bir kısmının yaptığı açıklamaları tenzih etmekle birlikte, CTP’nin bu son kriz konusundaki tavrı, Ankara’daki ilahları ‘rahatsız’ etmeden, yine bir orta yol bulma arayışıdır.

Nitekim Barolar Birliği’nin ortaya attığı rapor ve sonrasında Tufan Hoca’nın meclis kürsüsünden rapora işaret edip ‘tüzüğü çekin, istişare edelim’ demesi, Başbakanın da aniden aydınlanıp, rapora vurgu yapması ve geri çekmesi buna işarettir.

Ondan daha da büyük olan işaret, bu rapora hemen sahip çıkan ve öven Erhan Arıklı’nın tavrıdır. Bu tavırdan şüphe etmemek en basitinden naifliktir. Nitekim Barolar Birliği, ben ve benim gibi çoklarının yaptığı eleştirilere tahammül etmeyip tepki göstermesi, “rapor manipüle edildi’ demesi, kusura bakılmasın ama başka nasıl anlatılabilir?

Madem bu konu açıldı, buradan birkaç soruyu da sormak isterim: Bu raporu sizden kim ya da kimler istemiştir? İstemediyse, siz hangi gerekçeyle böyle bir rapor yazıp, hükümete “tüzük olmaz, yasa yapın” minvalinde fikir verdiniz? Yüzde 90’ı Müslüman öğrencilerden oluşan bir ülkede, hangi din özgürlüğünden bahsedip, buna AİHM’e uygun tanımı yaptınız?

Bakınız, yanlış anlaşılmasın, elbette ki kamusal bir tartışmayla ilgili görüş vermek haklarıdır.

Ama kusura da bakılmasın, bu görüşün verilme zamanı, damdan düşer gibi meclisin gündemine getirilmesi, ama bundan daha da önemlisi, konunun kahramanları tarafından delicesine sahiplenmesi neyin nesidir? Hiç mi şüphe etmeyelim? 

Lafın kısası, eğitim sistemimizin içinde olduğu durum, çözülmeyen sorunlar, konteyner sınıflarda eğitim gören çocuklarımız varken, böylesi bir konunun gündemde olması üzücüdür.

Kız çocuklarımızın böylesi bir tartışma içine sokulması travmatiktir. Yapmayın.

Kıbrıs Türk toplumu ve buraya göç edip, bu toplumun yaşayışını, değerlerini özümseyen, saygı duyanlar, bu tartışmada aynı taraftadırlar.

Ve sayıları da her şeye rağmen çoğunluktadır...

Bunu da açıkça görmüş bulunmaktayız...

Daha fazla ısrar edip, gerginliğe sebep vermeyiniz...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.