Telomer Etkisi: Genç kalmanın yeni bilimi!
2002 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü, İngiliz bilim insanları Sydney Brenner ve John E. Sulston ile Amerikalı bilim insanı H. Robert Horvitz paylaşmıştı. Nobel Ödül Komitesi'nin açıklamasına göre, üç araştırmacı, "organ oluşumu ve programlanmış hücre ölümünün (apoptoz) genetik yapısı"yla ilgili çalışmaları nedeniyle ödüle layık görülmüştü.
Çalışmaları, özellikle AIDS ile kanser gibi hastalıkların anlaşılmasına ışık tutmuştur. Vücudun ihtiyaç duymadığı veya hasar görmüş hücreleri ortadan kaldırma mekanizmasının genetik kontrolünü çözdüler. Organların nasıl oluştuğunu düzenleyen genetik sinyalleri ortaya çıkardılar. Bu keşifler, hücrelerin yaşam döngüsünü anlamada devrim yarattı ve kanser (kontrolsüz hücre büyümesi) ile nörodejeneratif hastalıklar gibi birçok hastalığın tedavisinde yeni yollar açtı.
Vücudumuzdaki her hücre belli bir süre yaşar ve zamanı gelince ölür. Hücre ölümüyle hücre çoğalması arasında kontrollü bir denge vardır.
Hem prokaryot hem de ökaryot organizmalarda yaşam, belli başlı kısımlardan oluşmaktadır. Bunlar; doğum, büyüme, üreme, yaşlanma ve ölümdür. Yaşamın bu şekilde sürdürülebilmesi için canlıyı oluşturan hücrelerin sayısal dengesi çok önemlidir. Canlıda yeni hücreler oluşurken, var olan hücrelerin bir kısmı da hücre ölümü ile ortadan kaldırılmakta, böylelikle sabit denge korunmaktadır. Var olan bu hücreler fizyolojik, programlanmış hücre ölümü olan apoptoz ve patolojik hücre ölümü nekroz gibi çeşitli hücre ölüm tipleriyle yok olmaktadır.
Bu çalışmadan 7 yıl sonra; Elizabeth Blackburn ve Carol Greider, Jack Szostak ile birlikte, kromozomlarımızın uçlarını koruyan telomerler ve bu süreci yöneten telomeraz enzimini keşfetmeleri nedeniyle 2009 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü kazandılar. Bu keşif, yaşlanma, kanser ve hücre bölünmesi mekanizmalarının anlaşılması adına büyük katkı sağladı.
Avustralya doğumlu Amerikalı moleküler biyolog Dr. Elizabeth Blackburn kromozom uçlarını koruyan telomerlerin ve bu yapıyı oluşturan telomeraz enziminin keşfi yanında "Telomer Etkisi" kitabının da yazarıdır.
Telomer Etkisi kitabı, Dr. Elizabeth Blackburn ve Dr. Elissa Epel tarafından yazılmış olup, kromozom uçlarındaki telomerlerin sağlığımız ve yaşlanmamız üzerindeki rolünü anlatır; uyku, beslenme, egzersiz, stres ve düşünce biçiminin telomerleri nasıl etkilediğini bilimsel verilerle ortaya koyarak, bu basit yaşam tarzı değişiklikleriyle hücrelerimizi nasıl koruyup daha uzun, sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürebileceğimizi açıklar. Kitap, telomerlerin kısalmasının yaşlanmanın temel mekanizması olduğunu ve bu süreci yavaşlatarak erken hastalıkları önleyebileceğimizi vurgular.
Telomer Etkisi, Blackburn ve Epel'in bulguları ve dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarının araştırmaları ile, uyku kalitesinin, egzersizin, çeşitli diyetlerin ve hatta bazı kimyasalların telomerleri derinden etkilediğini ve kronik stres, olumsuz düşünceler, gergin ilişkiler ve hatta kötü mahallelerin telomerleri yavaş yavaş tüketebileceğini gösteriyor. Bu bilimsel bilgilerden yola çıkarak besin listeleri paylaşıyor, telomerlerimiz için sağlıklı olan egzersiz miktarı ve türlerine dair tavsiyelerde bulunuyor, kendinizi stresten korumak için kullanabileceğiniz zihin oyunlarının yanı sıra gebelikten ergenliğe kadar çocuklarınızı kısa telomerler geliştirmeye karşı nasıl koruyacağınız hakkında öneriler sunuyorlar.
Kromozomlarımızın uçlarında bulunan telomerler bir anlamda koruyucu kapakçıklardır. Ayakkabı bağcıklarının uçları gibi düşünebiliriz. DNA’mızın yıpranmasını önlerler. Bir hücre her bölündüğünde telomerler kısalır. Çok kısaldıklarında hücre ölür. İşte bunlar yaşlanmanın biyolojik saatleridir.
Hücrelerimizin her birinde genetik bir kum saati vardır. Yaşamın devam edebilmesi için hücrelerimiz her bölündüğünde, 23 çift kromozomları neredeyse aynı kalır. Kromozomlar, canlı vücudundaki neredeyse tüm hücrelerin çekirdeklerinin içinde yer alan, sıkıca sarılmış DNA paketleridir. Fakat her bölünmeden sonra, her bir hücrenin kromozomları biraz daha kısalır.
Daha basit ifade ile; kromozomlar, genetik bilgimizi içeren DNA sarmalının sonunda yer alan iplik benzeri yapılardır. Telomerler, kromozomlarımızın hücre bölünmesi sırasında zarar görmesini önlerler. Ancak her hücre bölünmesinde bu telomerlerin boyu bir miktar kısalmaktadır. Bir zaman gelir ki her hücre bölünmesiyle bu telomerlerin boyu iyice kısalır ve kromozomları koruyamaz hale gelirler, kritik bir uzunluğa ulaştığında hücre bölünmeyi durdurur veya ölür. Telomerler kabaca 50 hücre bölünmesi sonunda, gelişme ve bölünme yeteneklerini kaybeder. Yaşlanmış hücreler metabolik olarak aktif kalırken daha fazla yeni hücre meydana getirmez ve en sonunda da ölürler.
Uyku kalitesinin, egzersizin, çeşitli diyetlerin ve hatta bazı kimyasalların telomerleri derinden etkilediğini ve kronik stres, olumsuz düşünceler, gergin ilişkiler ve hatta kötü mahallelerin telomerleri yavaş yavaş tüketebileceğini gösteriyor.
Bilim insanları, şiddetli stresin bu saatin hızını ciddi biçimde artırdığını keşfetmiştir. Ancak belirli bir içsel durum, bu süreci tersine çevirmeyi başlatabilir.
İşte tam bu sırada telomeraz enzimi devreye girer. Zira bilim insanları yıllar boyunca bu enzimim yalnızca kök hücrelerde çalıştığını düşünüyorlardı. Fakat yine yanıldılar! Zihinsel ve duygusal durumumuz telomeraz aktivitesini doğrudan etkiler. Stres onu baskılar ve telomerlerimiz daha hızlı kısalır. Zamandan ziyade içinde bulunduğumuz durumdan dolayı yaşlanırız.
John Harvard’ın vasiyetinde okula bıraktığı 400 kitapla bir kütüphane oluşturulan ve şimdilerde kütüphanesinde 15 milyondan fazla kitap bulunduğu bilinen dünyanın en prestijli üniversitelerinden Harvard’da yapılan 80 yıllık bir araştırma, insanların para ve şöhretten gelen memnuniyetten çok toplumu kucaklamanın daha uzun yaşamalarına ve daha mutlu olmalarına yardımcı olduğunu kanıtladı.
Dünyanın en uzun yetişkin yaşamı çalışmalarından biri olan Harvard Üniversitesi Yetişkin Gelişimi Araştırması'nın bir parçası olarak 80 yıldır hayatta kalan erkek denekler izlendikten sonra, araştırmacılar fiziksel ve zihinsel sağlıkları hakkında veri topladılar.
Buna ek olarak, bilim adamları araştırmalarını, şimdilerde 1300 kişi olan ve 50'li ve 60'lı yaşlarındaki deneklerin çocuklarını da içerecek şekilde, erken yaşlardaki yaşam deneyimlerinin zaman içinde sağlığı ve yaşlanmayı nasıl etkilediğini öğrenmek için genişlettiler. Bazı denekler hayatlarını başarılı iş adamları, doktorlar, avukatlar olarak sürdürürken bazıları da şizofren veya alkolik olarak sürdürmektedirler.
Massachusetts Hastanesi'nde psikiyatrist ve Harvard Tıp Fakültesi’nde de bir psikiyatri profesörü olan ve araştırmanın direktörü Prof.Dr.Robert Waldinger “Şaşırtıcı bulgu olarak, ilişkilerimizin ve ilişkilerimizde ne kadar mutlu olduğumuzun sağlığımız üzerinde güçlü bir etkisi var” dedi. Prof.Dr.Robert Waldinger; “Vücudunuza dikkat etmek önemlidir, ancak ilişkilerinize dikkat etmek de çok önemlidir” açıklamasında bulundu.
Araştırma, insanları hayatları boyunca mutlu eden şeylerin para ya da şöhretten çok yakın ilişkiler olduğunu ortaya koydu. Bu bağlar insanları hayatın hoşnutsuzluklarına karşı korumakta, zihinsel ve fiziksel çöküşü geciktirmeye yardımcı olmakta ve uzun ve mutlu bir yaşamın sosyal sınıf, IQ ve hatta genlerden bile daha önemli olduğunu gösterdi.
Geniş tıbbi kayıtlar ve yüzlerce yüz yüze görüşme ve anketler de dahil olmak üzere verileri inceleyen araştırmacılar, erkeklerin ilerleyen yaşları ile aile, arkadaşlar ve toplumla ilişkileri arasında güçlü bir ilişki buldular.
Araştırma, insanların 50 yaşında ilişkilerinden duydukları memnuniyet düzeyinin, fiziksel sağlık için kolesterol seviyelerinden daha iyi bir belirleyici olduğunu gösterdi.
Araştırma’nın direktörü Prof.Dr.Robert Waldinger, popüler bir TED (Technology, Entertainment, Design) konuşmasında “50 yaşında onlar hakkında bildiğimiz her şeyi bir araya getirdiğimizde, nasıl yaşlanacaklarını tahmin eden orta yaş kolesterol seviyeleri değildi” dedi. Prof.Dr.Robert Waldinger “İlişkilerinden ne kadar memnun kalmışlardı. 50 yaşında ilişkilerinden en memnun olan insanlar 80 yaşında en sağlıklı insanlardı” dedi.
Araştırmacılar aynı zamanda evlilikteki memnuniyetin insanların ruh sağlığı üzerinde oldukça koruyucu bir etkisi olduğunu buldular. Araştırmanın bir kısmı, 80'li yaşlarında mutlu evlilikleri olan kişilerin, fiziksel olarak çok acı çektikleri günlerde bile duygusal acı çekmediklerini gösterdi.
Araştırma; mutsuz evlilikleri olanların hem duygusal hem de fiziksel acı hissettiklerini gösterdi.
Araştırma; daha uzun yaşayan deneklerin sigara ve alkolden uzak duranlar olduğunu da gösterdi.
Araştırmacılar ayrıca, güçlü sosyal desteği olanların yaşlandıkça daha az zihinsel bozukluk yaşadıklarını buldular.
Araştırma, yalnızlığın, en az sigara ve alkol kadar güçlü bir katil olduğunu ispatladı.
Prof.Dr.Robert Waldinger “İyi ilişkiler sadece bedenlerimizi korumakla kalmaz; beynimizi de koruyorlar”dedi. Prof.Dr.Robert Waldinger konuşmasını “Ve bu iyi ilişkiler, her zaman pürüzsüz olmak zorunda değiller, ilişkilerde yaşanan sıkıntılar ne kadar zorlu da olsa gerçekten insanların birbirlerine güvenebileceklerini hissettikleri sürece, ilişkileri devam edebiliyordu” diye ekledi.
Prof.Dr.Robert Waldinger “Yaşlanmanın sürekli bir süreç olduğunu ve verebileceğim en iyi tavsiye vücudunuza 100 yıl boyunca ihtiyacınız olacakmış gibi dikkat edin çünkü olabilirsiniz” dedi.
Araştırma, genetik avantajların (uzun ömürlü atalar) uzun bir ömür için sağlıklı ilişkilerden daha az önemli olduğunu gösterdi. Öte yandan, alkolizm ve depresyonun hayata yıldız olarak başlayan insanları bir tren kazası enkazına dönüştürebildiğini de gösterdi.
Araştırma, hayatta güvenebileceğimiz, kendimizi teslim edebileceğimiz insanlara sahip olmanın sinir sistemimizi rahatlattığını, kronik stresimizi azalttığı, beynimizin daha uzun süre sağlıklı kalmasına yardımcı olduğunu, duygusal ve fiziksel acılarımızı dindirdiğini gösterdi.
Önemli olan kaç tane arkadaşımızın olduğu, duygusal bir ilişkimizin olup olmadığı değil, önemli olan yakın ilişkilerimizin kalitesi. İlişkilerimizin ne kadar derin olduğu, bir şeyler paylaşırken kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz, karşımızdakinin gerçekten kim olduğunu ve onun bize gerçekten kim olduğumuzu gösterip gösterememesi.
Mutluluğun formülü; ihtiyaçtan fazla para veya elde edilen şöhretle ilgili değil.
Mutluluğun formülü; ailemiz, arkadaşlarımız ve eşimizle olan ilişkimizin sağlamlığına dayanıyor.
Mutluluğun formülü; sağlıklı, derin ve güçlü insan ilişkilerine bağlı.
Dr.John Cooke’a göre, sahip olduğumuz altyapı ile "yaşlı hücreleri daha genç yapabiliriz", yaşlanmayı geciktirebiliriz ama ölümü ortadan kaldıramayız diyor. Telomerlerin uzunluğunun insanın yaşı ile doğru orantılı olduğunun altını çiziyor. Bugünkü tıp ve teknoloji altyapımız ile Biyolojik Ölümsüzlük mümkün gözükmemektedir. Fakat daha uzun ve kaliteli bir hayat sürebiliriz.
Gerek Biyolojik Ölümsüzlük gerekse de Dijital Ölümsüzlük pek mümkün gözükmüyor. Kim bilir, fütüristlerin belki de 2050’de öngördükleri Dijital Ölümsüzlük arayışımız insanoğlunu Gılgamış’ın kabulüne götürebilir. Yani insanoğlu, insanın ancak büyük bir ad bırakmakla ölümsüzlüğe erişebileceğini tekrardan kabul ediyor olabilir.
Dünyamızın devasa bir açık hava akıl hastanesine dönüştüğü bir çağda, uzun ömür veya ölümsüzlük bir ödül mü ceza mı?
Hiçbir mücadelenin karşılıksız kalmadığı bir Kozmos içerisinde dönüştürüldüğümüzü anladığımız zaman daha yaşanabilir hayatlarımız olacağına inanıyorum!
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.