Yapay Zekâ Çağında Eğitim: (1)
John Dewey Bugün Ne Söylerdi, Biz Ne Yapmalıyız?
Yapay zekâ eğitimin kapısından içeri girdi. Sessizce değil; büyük vaatlerle, büyük korkularla, büyük iddialarla. Kimine göre öğretmeni gereksiz kılacak, kimine göre öğrenciyi özgürleştirecek. Kimi bunu bir devrim olarak görüyor, kimi ise eğitimin sonu. Oysa bu gürültünün içinde asıl soruyu kaçırıyoruz:
Eğitimi hangi felsefeyle yaptığımız sorusunu.
Bu soru yeni değil. Yaklaşık bir yüzyıl önce sorulmuştu. Ve bugün yapay zekâ çağında yeniden karşımıza çıkıyor. O soruyu en berrak biçimde soran isimlerden biri şuydu: John Dewey.
Peki, Dewey kimdir ve neden bugün hâlâ önemlidir?
John Dewey, 20. yüzyılın başında eğitimi yalnızca okul meselesi olarak değil, demokrasi meselesi olarak ele alan bir filozoftur. Ona göre demokrasi, yalnızca sandığa gidilen bir yönetim biçimi değil; insanların birlikte düşünmeyi, birlikte yaşamayı ve birlikte çözüm üretmeyi öğrendiği bir yaşam kültürüdür. İşte bu kültür, Dewey’e göre ancak eğitimle inşa edilebilir.
Dewey’nin felsefi zemini pragmatizmtir: Bilgi, ezberlenen bir gerçek değil; işe yaradığı ölçüde anlam kazanan bir deneyimdir. Bu nedenle öğrenme, dinlemek değil; yaparak, deneyerek, yanılarak ve yeniden düşünerek gerçekleşir. Bugün “yapılandırmacı öğrenme” dediğimiz yaklaşımın düşünsel temeli büyük ölçüde burada yatar: Bilgi aktarılmaz, öğrenci tarafından inşa edilir.
Bu fikirler soyut kalmamış, doğrudan eğitim politikalarını etkilemiştir. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1924 yılında John Dewey’i Türkiye’ye davet etmiş; Dewey Anadolu’da okulları gezmiş, öğretmenlerle görüşmüş ve kapsamlı eğitim raporları hazırlamıştır. Bu raporlarda ezberci eğitime karşı çıkmış, öğretmeni rehber olarak tanımlamış, okulun yaşamla bağını vurgulamıştır.
Bu düşünceler, Türkiye’de en somut karşılığını “Köy Enstitüleri”nde bulmuştur. Köy Enstitüleri yalnızca öğretmen yetiştiren kurumlar değil; üretimle öğrenmeyi, toplumsal sorumlulukla bilgiyi birleştiren Deweyci bir deney olarak tarihe geçmiştir.
Aynı düşünsel iklimin bir başka yansıması ise 1937’de, İngiliz yönetimi altında Kıbrıs’ta kurulan “Omorfo Öğretmen Koleji”dir. Türk ve Rum öğrencilerin birlikte öğretmen olarak yetiştirildiği bu kolejde; uygulama temelli eğitim, tarım, el işi ve okul–toplum ilişkisi ön plândaydı. Kolejin doğrudan Dewey’e atıf yapan bir belgesi olmasa da, pedagojik ruhu Deweyci ilerlemeci eğitimle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu da bize şunu gösterir: Dewey yalnızca Amerika’yı ya da Türkiye’yi değil, dönemin küresel eğitim düşüncesini ve Kıbrıs’ı da etkilemiştir.
Şimdi tekrar bugüne dönelim.
Bugün yapay zekâ destekli eğitim tartışmalarına baktığımızda, Dewey’nin tam karşısında durduğu bir tabloyla sık sık karşılaşıyoruz: Daha hızlı içerik, daha çok test, daha ayrıntılı ölçme. Öğrenciler veri noktalarına, öğretmenler algoritmaların uygulayıcısına dönüşüyor. Teknoloji ilerliyor olabilir; ama bu ilerleme demokratik değil.
Çünkü Dewey’e göre demokrasi, birlikte düşünmeyi öğrenme biçimidir. Farklılıklarla yaşamayı, ortak sorunlara ortak akılla çözüm üretmeyi mümkün kılan bir kültürdür. Ve bu kültür, yalnızca eğitimle kurulur.
Tam da bu noktada yapay zekâya şu soruyu sormak gerekir:
Bu teknoloji demokrasiyi büyütüyor mu, yoksa onu sessizce daraltıyor mu?
Yapay zekâ doğru kullanıldığında öğrenmeyi zenginleştirebilir. Farklı senaryolar sunabilir, karmaşık problemleri görünür kılabilir, bireysel geri bildirimler üretebilir. Ama karar veren hâline geldiğinde; neyin öğrenileceğini, nasıl değerlendirileceğini ve kimin başarılı sayılacağını tek başına belirlediğinde, eğitim demokratik olmaktan çıkar.
Dewey bugün yaşasaydı, muhtemelen yapay zekâya karşı çıkmazdı. Ama şu soruları mutlaka sorardı:
- Bu teknoloji çocukların merakını mı büyütüyor, yoksa itaatini mi?
- Öğretmeni güçlendiriyor mu, yoksa görünmez mi kılıyor?
- Eğitimi daha adil mi yapıyor, yoksa eşitsizliği daha sofistike hâle mi getiriyor?
Bu sorular, özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hayati önemdedir. Çünkü KKTC, ölçeği küçük ama pedagojik hafızası güçlü bir eğitim coğrafyasıdır. Nerdeyse bir asıra yakın bir geçmişte yaşanan Omorfo Koleji deneyimi, bu toprakların uygulama temelli ve yaşamla bağlantılı eğitime yabancı olmadığını gösterir.
Bugün KKTC için yapay zekâ bir teknoloji meselesi değil, bir yön meselesidir. Daha akıllı makineler mi yetiştireceğiz, yoksa daha düşünen, daha katılımcı, daha demokratik bireyler mi?
Bu yazı bir başlangıçtır.
Bu köşede, önümüzdeki yazılarda:
- Okul öncesinden yükseköğretime kadar Deweyci yapay zekâ modellerini,
- Mesleki eğitim ve özel eğitim bağlamlarını,
- Yapay zekâ–demokrasi–eşitlik ilişkisini,
- Ve KKTC için somut bir Deweyci Yapay Zekâ Eğitim Modelini
adım adım ele alacağız.
Çünkü John Dewey’in bize bıraktığı en güçlü cümle hâlâ geçerlidir:
“Eğitim, geleceğin provasının yapıldığı yerdir.”
Ve bu provada, yapay zekâ ya bir müzik aleti olacak…
ya da bütün orkestrayı susturan bir gürültü.
Devamı gelecek...
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.