LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Yapay Zekâ Çağında Eğitim: (4)

Yayın Tarihi: 16/01/26 07:00
okuma süresi: 11 dak.
A- A A+

Özel Eğitim, Kapsayıcılık ve Yapay Zekâ — Deweyci Bir Vicdan Pedagojisi

Bir toplumun kalitesi, en hızlı koşanlarının madalyasıyla değil; en yavaş yürüyenlerinin elinden tutulup tutulmadığıyla ölçülür. Özel eğitim gereksinimi olan birey, bir sistemin “yükü” değil; o sistemin vicdanıdır. Ama vicdan sadece duygusal bir kavram değildir; politik, pedagojik ve etik bir ölçüttür. Çünkü toplum dediğimiz şey, benzerlerin yan yana gelmesi değil; farklıların bir arada yaşayabilmesidir.

John Dewey, eğitimi yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, bir yaşam biçimi olarak tarif ettiğinde, aslında kapsayıcılığın temelini de atıyordu: Eğitim, bireyin dünyaya katılma kapasitesini büyütür. Demokrasi ise bu katılımın gündelik hayata sinmiş hâlidir. O yüzden özel eğitim, “ayrı bir alan” değil; eğitimin en merkezi sınavıdır. Kapsayıcılık, bir ek politika değil; eğitim felsefesinin kalbidir.

Bugün yapay zekâ sınıfa girdiğinde, bu sınav daha da keskinleşiyor. Çünkü yapay zekâ, doğru yerde durursa erişilebilirliği çoğaltır; yanlış yerde durursa insanı etiketler, yalnızlaştırır, dışarı iter. Teknoloji bir büyüteç gibidir: Merhameti de büyütür, ihmali de.

Bu yazıda şu sorunun peşine düşeceğim: Deweyci bir eğitim felsefesi, yapay zekâyı özel eğitimde nasıl konumlandırır? Daha doğrusu, özel eğitim alanında yapay zekâ ne yapabilir değil; ne yapmalıdır?

I. Özel Eğitim Nedir: “Eksik” Olanı Onarmak mı, “İmkân” Olanı Açmak mı?

Özel eğitim çoğu zaman yanlış bir dille konuşulur: “Eksik”, “yetersiz”, “geri”, “problem”… Oysa Deweyci bakış, insanı etiketlemez; insanı deneyimin öznesi olarak görür. Özel eğitim gereksinimi, bireyin değerini azaltan bir durum değil; sistemin tasarımını test eden bir gerçektir.

Kapsayıcı eğitim dediğimiz şey, yalnızca “aynı binada olmak” değildir. Aynı sınıfta bulunmak, ama görünmez olmak; aynı sıralarda oturmak, ama ortak öğrenmeye katılamamak… Bunlar kapsayıcılık değildir. Kapsayıcılık, bireyin hem akademik hem sosyal hem de duygusal olarak öğrenme topluluğunun bir parçası olabilmesidir.

Dewey’in eğitim anlayışında bunun karşılığı açıktır:
Eğitim, bireyi hayattan soyutlamaz; hayatın içine dahil eder.
Özel eğitim de bireyi “ayrı bir köşe”ye koymaz; deneyimin merkezine alır.

Burada ilk ilkeyi koyalım:

Kapsayıcılık bir yerleştirme değil, bir ilişki tasarımıdır.
Ve ilişki tasarımı, ancak pedagojik incelikle kurulur.

II. Yapay Zekâ Özel Eğitimde Nerede Tehlikelidir?

Özel eğitim alanında yapay zekâ, bazı durumlarda “kolay çözüm” gibi sunulabilir. Oysa kolaylık, çoğu zaman pedagojik derinliği çalar. Özellikle üç risk büyüktür:

1) Etiketleme ve kaderleştirme riski:
YZ destekli ölçme araçları, öğrenciyi erken yaşta “profil”lere ayırabilir. Öğrenme verisi, bir çocuğun bütün hikâyesi zannedilebilir. Oysa veri, yalnızca bir kesittir; insan ise süreklilik. Erken etiket, eğitimi hızlandırmaz; çocuğun ufkunu daraltır.

2) Yalnızlaştırma riski:
Bazı çözümler öğrenciyi ekrana “özel bir dünyaya” bağlar. Destek, ilişkiyi çoğaltacağı yerde ilişkiyi azaltır. Oysa özel eğitimde en kritik unsur, yalnızca içerik değil; aidiyettir. Öğrenci yalnızsa, öğrenme çoğu zaman sessizce geri çekilir.

3) Gözetim ve performans baskısı riski:
Özel eğitimde aşırı izleme, çocuğu bir “gözlem nesnesi”ne dönüştürebilir. Sürekli ölçülen birey, sürekli sınanır; sürekli sınanan birey, güven duygusunu kaybedebilir. Güven kaybolunca öğrenme, risk almaktan kaçınır. Risk almayan öğrenme ise büyümez.

Bunu bir cümleyle sabitleyelim:

Özel eğitimde teknoloji, insanı “daha görünür” kılmalı; insanı “daha kırılgan” kılmamalı.

III. Deweyci Bir Özel Eğitimde Yapay Zekâ Ne İşe Yarar?

Şimdi yönü tersine çevirelim. Deweyci yaklaşımda yapay zekânın değeri, “öğrencinin yerine yapmak” değildir; öğrencinin dünyaya katılımını büyütmektir. Yapay zekâ, özel eğitimde öğretmenin yerini alan bir zihin değil; öğretmenin elini güçlendiren bir pedagojik altyapı olmalıdır.

Bu çerçevede üç ana işlev öne çıkar:

1) Erişilebilirlik ve çoklu temsil: “Tek kapı”yı “çok kapı”ya dönüştürmek

Özel eğitim gereksinimi olan bireyler için en büyük engellerden biri, bilginin tek biçimde sunulmasıdır. Yapay zekâ burada çoklu temsil sağlayabilir:

  • Metni sese dönüştürme, sesi metne çevirme
  • Dili sadeleştirme veya zenginleştirme
  • Görsel destek, adım adım yönerge, yapılandırılmış özetler
  • İşitsel/duyusal hassasiyetlere göre materyal uyarlama

Ama yine altın kural şudur:
YZ sunar; öğretmen seçer.
Makine seçenek üretir; insan anlam kurar.

2) Kişiselleştirme değil, “insanileştirme”: Öğrenmeyi öğrencinin ritmine yaklaştırmak

Kişiselleştirme sözcüğü risklidir; çünkü bazen öğrenciyi yalnızlaştırır. Deweyci yorumda amaç, öğrenciyi “kendi başına bir adaya” göndermek değil; öğrencinin ritmini gözeterek onu topluluğun içine taşımaktır.

YZ, öğrencinin güçlü yanlarını görünür kılıp, destek gerektiren alanlarda öğretmene mikro-uyarlama önerileri sunabilir:

  • görev analizi (adım adım süreç)
  • ipucu hiyerarşisi (fazla yardım değil, doğru yardım)
  • pekiştireç planı (ödül değil, motivasyon ekolojisi)
  • dikkat/duygu düzenleme stratejileri (öğrenmenin duygusal zemini)

Burada kritik cümle şudur:

Özel eğitimde mesele “hızı artırmak” değil; “yolculuğu sürdürülebilir kılmaktır.”

3) Destekli iletişim ve katılım: “Sözü olmayanın sözünü çoğaltmak”

Özel eğitimde yapay zekânın belki de en güçlü potansiyeli, iletişim kanallarını genişletmesidir:

  • destekleyici ve alternatif iletişim (DAİ) (İngilizcesi AAC: Augmentative and Alternative Communication: “Augmentative” (destekleyici/artırıcı) mevcut iletişimi güçlendirmeyi; “Alternative” (alternatif) ise konuşmanın mümkün olmadığı ya da yetersiz kaldığı durumlarda yerine geçen iletişim yollarını ifade eder (sembol panoları, iletişim cihazları, göz takibi, yazı–ses dönüşümü vb.) araçları
  • konuşma üretimi ve anlama desteği
  • sosyal öyküler, durum senaryoları, duygu düzenleme diyalogları
  • akran etkileşimini yapılandıran “ortak görev” tasarımları

Bu sayede özel eğitim, yalnızca bireysel bir destek paketi olmaktan çıkar; sınıfın tamamını daha insani bir öğrenme topluluğuna dönüştürür.

Bir aforizma ile söyleyelim:

Kapsayıcı sınıfta en büyük başarı, “en çok bilen”in parlaması değil; “en az konuşan”ın da duyulmasıdır.

IV. Özel Eğitimde Değerler: Etik, Hoşgörü ve Birlikte Yaşama Pedagojisi

Özel eğitim, teknik bir uzmanlık alanı olduğu kadar bir değerler eğitimi alanıdır. Çünkü kapsayıcılık, toplumun birlikte yaşama kapasitesini artırır. Burada öğretmenin rolü, yalnızca bireyselleştirilmiş hedef yazmak değildir; sınıfta hoşgörü, empati, saygı, adalet ve dayanışma kültürünü kurmaktır.

Dewey’in demokrasi fikri tam da burada sınıfa iner: Demokrasi, bir ders konusu değil; sınıfın gündelik alışkanlığıdır. Özel eğitim gereksinimi olan bireylerle kurulan ilişki, sınıfın tamamına bir insanlık dili öğretir:

  • başkasının ritmine saygı
  • farklılıkla yan yana durabilme
  • yardımın haysiyetini koruma
  • ortak üretimde paydaşlık

Yapay zekâ bu değerleri “otomatik” üretemez. Ama öğretmenin tasarladığı kapsayıcı etkinlikleri çoğaltabilir; sosyal senaryolar, akran destekli öğrenme tasarımları, farklı durumlara göre örnek olaylar üreterek öğretmenin elini güçlendirebilir.

Şu cümleyi buraya koyalım:

Özel eğitimde etik, bir ek modül değil; bütün pedagojinin zeminidir.

Üstelik “özel eğitim” dediğimiz şey yalnızca engel gruplarıyla sınırlı değildir; üstün yetenek ve üstün zekâ da çoğu zaman görünmez bir özel gereksinim alanıdır. Hızlı kavrayan, derinleşmek isteyen, aynı içeriği tekrar tekrar dinledikçe içe kapanan ya da sınıfta “beklemeye” mahkûm edilen öğrenci, bir süre sonra potansiyelini değil, sabrını tüketir. Yapay zekâ burada doğru konumlanırsa, öğretmenin elinde zenginleştirme ve hızlandırma için etik bir kaldıraç olabilir: aynı temayı daha üst düzey problem bankalarına bağlayan görevler, disiplinler arası mini-projeler, yaratıcı üretim senaryoları, araştırma rotaları, tartışma haritaları… Böylece sınıf, “birini yakalamak için diğerini yavaşlatan” bir yer olmaktan çıkar; herkesin kendi ritmiyle ortak dünyaya katıldığı bir öğrenme topluluğuna dönüşür. Kapsayıcılık bazen destek vermektir; bazen de ufku genişletmektir—ikisi de aynı vicdanın iki yüzüdür.

V. Sonuç Yerine: Kapsayıcılık Bir Toplum Tasarımıdır

Özel eğitim gereksinimi olan birey, bu toplumun “kenarı” değildir; toplumun kendisidir. Yavaş öğrenenden üstün yetenekliye; görme engelliden işitme engelliye; bedensel farklılıklardan nörogelişimsel çeşitliliğe kadar… Toplum, ancak tüm bu çeşitliliğin bir arada yaşayabildiği ölçüde toplum olur.

Dewey’in diliyle söylersek: Eğitim, bireyi hayata hazırlar. Ama hayat, herkesin aynı olmadığı bir yerdir. O halde eğitim de herkesin aynı olmadığı bir yere göre tasarlanmalıdır. Yapay zekâ bu tasarımda bir araç olabilir—ama yalnızca şu şartla:

Teknoloji, insanın yerine geçmeyecek; insanın hayata katılımını büyütecek.

Bu yazı dizisinin bir sonraki durağında, en büyük ve son tartışma başlığımıza geçeceğiz: Üniversite, demokrasi ve algoritmalar. Çünkü üniversite yalnızca meslek kazandıran bir kurum değildir; bir toplumun düşünme kapasitesinin kalbidir. Ve algoritmalar çağında kalbin ritmi değişirse, toplumun sesi de değişir.

Devamı gelecek...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.