LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Yapay Zekâ Çağında Eğitim: (2)

Yayın Tarihi: 14/01/26 07:35
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

Okul Öncesinden Başlayarak Deweyci Yapay Zekâ

Bir çocuğun öğrenmesi, çoğu zaman bir cümleyle değil, bir bakışla başlar. Bir “neden”le. Bir oyunun içinde aniden beliren bir merak kıvılcımıyla. John Dewey bu kıvılcımı ciddiye alan bir düşünürdü: Öğrenmeyi, hazır bilginin paketlenmiş hâli olarak değil; insanın dünyayla kurduğu temasın, denemenin, yanılmanın, yeniden düşünmenin adı olarak gördü. Bugün yapay zekâ sınıfa girdiğinde, aslında bu kıvılcımın etrafına yeni bir rüzgâr ekliyor. Rüzgârın yönü iyi olursa ateşi büyütür; yönü kötü olursa söndürür.

Bu yazıda meseleyi bir kez daha en başa, yani çocuğun başlangıcına götürmek istiyorum. Okul öncesinden liseye uzanan bir hat üzerinde şu soruyu takip edeceğiz: Yapay zekâ, Deweyci bir eğitim felsefesiyle buluştuğunda ne olur? Daha doğrusu, ne olmalı?

Dewey’in temel iddiası basittir ama serttir: Eğitim, bir içerik taşımacılığı değildir; bir deneyim mimarlığıdır. Öğretmen “bilgi dağıtan” değil, öğrenme deneyimini tasarlayan kişidir. Öğrenci ise bir tüketici değil; anlam kuran, hata yapan, düzeltip yeniden deneyen bir özne.

Bugün yapay zekâ, eğitimde çoğu zaman “içerik üretme” ya da “ölçme–değerlendirme hızlandırma” aracı olarak ele alınıyor. Oysa Deweyci çizgide yapay zekânın yeri bambaşkadır: Yapay zekâ, öğretmenin yerine geçmek için değil, öğretmenin kurduğu deneyim alanını zenginleştirmek için vardır.

Kural şu olmalıdır:
Algoritma önerir; öğretmen karar verir.
Makine hızlandırır; insan anlamlandırır.
Sistem ölçer; eğitim düşünür.

Bu çerçeveyi şimdi yaş dönemlerine göre açalım.

I. Okul Öncesi: Merakı Korumak, İlişkiyi Kırmamak

Okul öncesi eğitim, Deweyci pedagojinin en doğal habitatıdır. Çünkü çocuk zaten “yaparak-yaşayarak” öğrenir. Sorusunu kurar, oyunun içinde hipotez üretir, başarısız olur, güler, tekrar dener. Bu yaşta eğitim, çocuğu içerikle doldurmak değil; onun dünyayla temasını düzenlemek, merakını büyütmek, dilini, bedenini ve duygusunu bir arada geliştirmek demektir.

İşte burada yapay zekâ kritik bir sınava girer: Çocukla öğretmen arasına bir “ekran” mı koyacak, yoksa öğretmenin çocuğa sunduğu dünyayı çoğaltan bir “arka plan asistanı” mı olacak?

Deweyci bir okul öncesi için yapay zekânın rolü, çocuğun yerine düşünmek değil; öğretmene daha zengin oyun ve hikâye ekolojisi sunmaktır. Örneğin:

  • Öğretmen, sınıftaki temaya göre (mevsimler, hayvanlar, su, komşuluk, paylaşma) farklı hikâye kurguları ister. Yapay zekâ, öğretmenin seçip dönüştürebileceği alternatifler sunar.

  • Çocukların dil gelişimi için öğretmen, aynı hikâyenin farklı düzeylerde anlatımını hazırlatır.

  • Öğretmen, çocukların duygu tanıma ve sosyal ilişki becerileri için gündelik durum senaryoları üretir: “Oyuncağı paylaşmayan bir arkadaş”, “kırılan bir kalem”, “kaybolan bir eşya” gibi.

Ama burada altın kural şudur: Okul öncesinde yapay zekâ, çocuğun karşısına “otorite” olarak çıkmamalıdır. Çocuğun otoritesi, ilişkidir. İlişki koparsa öğrenme kurur.

Kısa bir aforizma ile söyleyelim:
Okul öncesinde eğitim, veriyi değil, güveni büyütür.

Bir başka risk de “erken yaşta ölçme” iştahıdır. Yapay zekâ ile çocuk davranışlarını izlemek, kategorize etmek, etiketlemek kolaylaşır. Fakat Deweyci bakış, çocuğu bir “performans nesnesi” olarak değil, bir “gelişim öznesi” olarak görür. Bu nedenle okul öncesinde yapay zekâ kullanımı, veri iştahını değil, pedagojik inceliği büyütmelidir.

II. İlkokul ve Ortaokul: Birlikte Düşünmeyi Öğretmek

Dewey’nin en radikal iddialarından biri şudur: Demokrasi, sınıfta başlar. Çünkü demokrasi, birlikte düşünmenin ve birlikte yaşamanın pratikleridir. İlkokul ve ortaokul, bu pratiklerin kök saldığı dönemdir.

Yapay zekâ burada iki farklı yola sapabilir:

  1. Öğrenciyi yalnızlaştıran, bireysel performansa kilitleyen, hızlı cevap üreten bir “kişisel öğretmen” gibi kullanılabilir.

  2. Ya da öğrencileri ortak problem alanlarında buluşturan, farklı çözüm yollarını görünür kılan, tartışmayı derinleştiren bir “düşünme atölyesi” olarak tasarlanabilir.

Deweyci seçenek ikincisidir.

Bu düzeyde yapay zekâ, konu anlatımını “kolaylaştıran” bir araçtan çok, problemi çoğaltan bir araç olmalıdır. Dewey’nin pedagojisi, öğrenmeyi bir “soru”dan başlatır:
“Bu niçin böyle?”
“Başka türlü olabilir mi?”
“Eğer şunu değiştirirsek ne olur?”

Örnek verelim:

  • Fen dersinde “su döngüsü” anlatmak yerine, yerel bir kuraklık senaryosu üzerinden tartışma açılır. Yapay zekâ, farklı iklim verileri, farklı şehir senaryoları, farklı sonuçlar üretir. Öğrenciler grup halinde çözüm önerir.

  • Matematikte oran-orantı anlatmak yerine, sınıfın kantin bütçesi, okul gezisi planı veya aile ekonomisi üzerinden gerçek problem kurulur. Yapay zekâ, farklı bütçe ve kısıtlar ekleyerek problemi zenginleştirir.

  • Sosyal bilgilerde “demokrasi” tanımı ezberletmek yerine, sınıf içinde adil karar alma senaryoları kurulabilir: “Sınıf gezisi nereye?” “Kurallar nasıl belirlenecek?” Yapay zekâ, farklı karar yöntemleri ve sonuçlarını simüle eder.

Burada öğretmenin rolü, yapay zekâdan gelen seçenekleri öğrencinin önüne ham hâliyle koymak değildir. Öğretmen, seçer, ayıklar, pedagojik bir sıraya dizer; tartışmayı yönetir; öğrencinin düşünme adımlarını görünür kılar.

Ve ölçme-değerlendirme… Deweyci eğitimde ölçme, yalnızca sonuç değildir; süreçtir. Yapay zekâ burada “puanlayıcı” değil, “geri bildirim üretici” olabilir. Öğrenciye:
“Bu sonuca nasıl geldin?”
“Alternatif yolu denesek ne değişir?”
“Yanlışın türü ne?”
gibi sorularla düşünme sürecini derinleştirir.

Bir aforizma daha:
Deweyci sınıfta zekâ, doğru cevabı değil, doğru soruyu sever.

III. Lise: Eleştirel Akıl, Ahlaki Muhakeme ve Algoritmik Dünya

Lise dönemi, genç insanın yalnızca bilgi değil, kimlik, yönelim ve sorumluluk inşa ettiği dönemdir. Yapay zekâ ise tam bu dönemde iki büyük tehlike taşır:

  • Öğrencinin düşünme yükünü elinden alıp onu “hazır metin tüketicisine” çevirmek,

  • Öğrenciyi sürekli izleyip sıralayarak onu “performans nesnesi” hâline getirmek.

Deweyci çizgide lise, tam tersine, öğrencinin eleştirel akıl ve ahlaki muhakeme kaslarını geliştirdiği yerdir. Yapay zekâ, lise düzeyinde ancak şu şartla meşru olur: Genç insanın düşünmesini azaltmıyorsa, artırıyorsa.

Bu noktada “yapay zekâ okuryazarlığı” yalnız teknik bir beceri değildir; bir yurttaşlık yetkinliğidir. Öğrenci şunları öğrenmelidir:

  • Yapay zekâ yanılabilir; çünkü veriden beslenir.

  • Veriler taraflı olabilir; dolayısıyla sonuçlar da taraflı olabilir.

  • Bir önerinin doğruluğu, önerenin “akıllı” oluşundan değil, kanıtın gücünden gelir.

  • Algoritmalar tarafsız değildir; tasarlanır.

Lise sınıfı, yapay zekâyı “kopya” aracı olmaktan çıkarıp, “tartışma ve araştırma” aracına dönüştürmelidir. Örneğin:

  • Tarih dersinde bir olayın farklı anlatımlarını karşılaştırmak; yapay zekâya metin ürettirip öğrencinin kaynak sorgulaması yapması; “hangi iddia nereden geliyor?” sorusunu sorması.

  • Edebiyatta bir metnin farklı yorumlarını üretip öğrencinin “yorumun sınırı” üzerine düşünmesi.

  • Felsefede “adalet, özgürlük, sorumluluk” tartışmalarını yapay zekânın verdiği yanıtlarla karşılaştırıp, insanî sezgi ve etik muhakemenin yerini görünür kılması.

Dewey’e göre eğitim, demokrasi için yurttaş yetiştirmektir. Bugün yurttaşlığın yeni sınavı şudur: Algoritmaların hüküm sürdüğü bir dünyada, insanın muhakemesini ayakta tutmak.

Bu nedenle lise için güçlü bir cümleyle bitirelim:
Demokrasi, düşünmeyi bırakınca biter; yapay zekâ, düşünmeyi bıraktırınca tehlikeli olur.

 

Bir Model Önerisi: “Deweyci Yapay Zekâ” Ne Demektir?

Okul öncesinden liseye uzanan bu çizgide ortak bir model ortaya çıkar:

  1. Problemle başla (konuyla değil).

  2. Deneyim alanı kur (öğrencinin etkileşeceği bir dünya).

  3. Sosyal anlam inşasını örgütle (grup, tartışma, ortak üretim).

  4. Süreç değerlendirmesi yap (portfolyo, rubrik, yansıtma).

  5. YZ’yi araçta tut (önerir, destekler; karar vermez).

Bu modelin kalbinde tek bir ilke vardır:
Yapay zekâ eğitimin merkezi olamaz; eğitim insanın merkezidir.

Ve belki de en kısa cümle şöyle olmalı:
Öğretmen olmadan yapay zekâ “akıllı”dır; ama eğitim olmaz.

 

Bu yazı dizinin ikinci durağıydı. Bir sonraki yazıda, daha “sert” bir zemine gireceğiz: Mesleki eğitim, emek ve yapay zekâ. Çünkü yapay zekâ çağında en çok konuşulan şey “gelecek meslekler”dir; ama en az konuşulan şey “emeğin onuru”dur. Dewey’i orada yeniden hatırlamamız gerekecek.

Devamı gelecek...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.