Yapay Zekâ Çağında Eğitim: (3)
Mesleki Eğitim, Emek ve Yapay Zekâ
Yapay zekâ çağında en çok konuşulan şey “geleceğin meslekleri”. En parlak sunumlar bu başlıkla açılıyor; en büyük bütçeler bu başlıkla meşrulaştırılıyor. Ama en az konuşulan şey hâlâ aynı: emeğin kendisi.
Çünkü “gelecek meslekler” dediğimiz şey, çoğu zaman bir teknoloji hikâyesi gibi anlatılıyor; oysa gerçekte bu, derin bir değer hikâyesidir. Kimin işi kutsal sayılacak, kimin işi görünmez kalacak? Kimin zihni “yaratıcı”, kimin eli “sıradan” ilan edilecek? Kimin emeği korunacak, kimin emeği “otomasyon riski” başlığı altında kaderine terk edilecek?
İşte bu yüzden bu yazı dizisinin bu bölümü serttir. Sertliği öfkeden değil; hakikatin ağırlığından alır. Çünkü mesele sadece eğitim değildir. Mesele sadece istihdam değildir. Mesele, bir toplumun kendine şu soruyu sorup soramayacağıdır:
Emek dediğimiz şey, yalnızca bir maliyet midir; yoksa insanın dünyayla kurduğu onurlu bağ mı?
Bu soruyu hakkıyla soran düşünürlerden biri John Dewey’dir. Dewey’nin eğitim felsefesinin kalbinde, çoğu zaman fark edilmeyen ama bütün yapıyı taşıyan temel bir itiraz vardır: zihinle el arasındaki hiyerarşiye itiraz. Modern eğitim, yüzyıllardır zihni yüceltti, eli küçülttü. Kitabı “yüksek”, atölyeyi “ikinci” saydı. Ve sonra şaşırdı: Neden gençler mesleki eğitimden kaçıyor? Neden emek değersizleşiyor? Neden demokrasi, geniş kitlelerin hayatına değmiyor?
Dewey burada neredeyse bir aforizma kurar gibi konuşur:
Okul, hayatın provası değil; hayatın kendisi olmalıdır.
Hayatın kendisi ise yalnızca metinlerden ibaret değildir. Hayat; tamirdir, üretimdir, bakım vermektir, pişirmektir, inşa etmektir, ölçmektir, biçmektir, sürmektir. Ve bu alanlar eğitimden aşağı sayıldığında, yalnızca meslekler değil, toplumsal bağlar da zayıflar.
Bugün yapay zekâ, bu eski yarayı iki şekilde büyütebilir: Ya emeği daha da görünmez kılar; ya da emeğe yeni bir itibar alanı açar. Hangisi olacağı, teknolojinin gücünden değil; eğitim felsefesinin yönünden bellidir.
I. Mesleki Eğitim Neden Hâlâ “İkinci Yol” Muamelesi Görüyor?
Mesleki eğitim üzerine konuşurken dilimiz bile bizi ele verir. Çoğu yerde “meslek lisesi” cümlesinin altına görünmez bir parantez eklenir:
(Olmadıysa…)
Bu parantez masum değildir. Çünkü “olmadıysa” çoğu zaman şunu ifade eder:
Akademik olarak yapamadıysa.
Sınavlarda başarılı olamadıysa.
Üniversiteye giremediyse.
Beyaz yakalı bir yol açılmadıysa.
Yani mesleki eğitim, bilinçli bir tercih olarak değil; akademik sistemde elenmenin ardından kalan yol olarak kodlanır.
Bu ifade resmî metinlerde yazmaz; ama okul koridorlarında dolaşır. Bütçelerde görünür. İmaj kampanyalarında hissedilir. Aile sohbetlerinde fısıldanır.
Ve böylece bir ülke, kendi ellerini incitir.
Çünkü mesleki eğitim “ikinci yol” olduğunda, yalnızca öğrenciler değil, toplum da kaybeder. İş gücü piyasası açısından kaybeder, evet; ama daha derin bir şey kaybeder: üretmenin anlamını kaybeder. Bir süre sonra “iş” yalnızca para kazanmak olur; “emek” yalnızca yorulmak olur; “ustalık” yalnızca tekrar gibi algılanır.
Oysa emek, doğru kurulduğunda insanın dünyaya bıraktığı imzadır. Bir marangozun tahtaya verdiği biçim yalnızca teknik değildir; estetik bir karardır. Bir teknisyenin arızayı çözmesi yalnızca iş bitirmek değildir; bir problem çözme aklıdır. Bir aşçının yemeği yalnızca karın doyurmaz; kültür taşır.
Dewey’nin itirazı tam buradadır: Eğitimin görevi, insanı yalnızca bir “iş”e yerleştirmek değil; insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi anlamlı kılmaktır. Mesleki eğitim, bu anlamı kurmaya en elverişli alanlardan biridir—eğer doğru tasarlanırsa.
II. Yapay Zekâ Mesleki Eğitimi Nasıl Yanlış Yola Sürükler?
Yapay zekâ tartışmalarında sıkça bir verimlilik büyüsü vardır. Her şey hızlanırsa iyi olacağı sanılır. Öğrencinin öğrenmesi de, öğretmenin değerlendirmesi de, okulun yönetimi de. Ama eğitimde hız her zaman ilerleme değildir. Bazen hız, yalnızca yüzeyselleşmenin zarif adıdır.
Mesleki eğitimde yapay zekâ yanlış kurulduğunda üç ciddi risk ortaya çıkar:
1) Operatörleştirme:
Öğrenci “neden” sorusunu bırakır, “nasıl”ın prosedürüne hapsolur. Sistem ne diyorsa onu yapar. Elbette yönerge izlemeyi bilmelidir; ama yalnızca onu yapıyorsa, problem çözmez. Bu, eğitim değil; otomasyonun insan versiyonudur.
2) Gözetimcileştirme:
Atölye, öğrenme alanı olmaktan çıkıp bir kontrol alanına dönüşür. Kim kaç dakika çalıştı, kim kaç hata yaptı, kim ne kadar hızlı bitirdi… Öğrenci beceri geliştiren biri değil; izlenen bir performans nesnesi olur. Oysa meslek öğrenmek güven ister. Sürekli izlenen el titrer; titreyen el ustalaşmaz.
3) Standartlaştırma saplantısı:
Aynı işi herkes aynı şekilde yaparsa kalite artacak sanılır. Oysa ustalık yalnızca standart değildir; duruma göre doğru karar verebilme becerisidir. Her atölye aynı değildir, her arıza aynı değildir, her müşteri aynı değildir. Mesleki eğitimde gerçek zekâ, değişkenleri okuyabilmektir.
Bir cümleyle:
Yapay zekâ yanlış kullanılırsa mesleki eğitimi geliştirmez; onu kısırlaştırır.
III. Peki Deweyci Bir Mesleki Eğitimde Yapay Zekâ Ne İşe Yarar?
Şimdi yönü tersine çevirelim. Yapay zekâ, Deweyci bir eğitim tasarımında mesleki eğitimi güçlendirebilir—ama “kolaylaştırıcı” olduğu için değil; derinleştirici olduğu için.
Deweyci mesleki eğitim, atölyeyi bir “uygulama” alanı değil, bir düşünme alanı olarak görür. Atölye, teorinin bittiği yer değil; teorinin somutlaştığı yerdir. El, zihnin düşmanı değil; zihnin devamıdır.
Bu çerçevede yapay zekâ üç güçlü katkı sunabilir:
1) Simülasyon ve güvenli hata alanı:
Öğrenci pahalı bir malzemeyi ziyan etmeden önce süreçleri simülasyonda dener. Hata yapar; ama “kaybetmez”. Bu, öğrenmenin en önemli koşulunu büyütür: deneme cesaretini.
2) Durumsal problem bankası:
Gerçek hayatta karşılaşılan arızalar, olağan dışı durumlar, güvenlik riskleri… Yapay zekâ bunları çeşitlendirir. Öğrenciye tek bir doğru değil, çoklu seçenekler sunar. Ustalık, seçenekler arasında gerekçeli karar verebilme becerisidir.
3) Yansıtma ve süreç geri bildirimi:
Yapay zekâ öğrenciyi puanlamak için değil, şu soruları sordurmak için kullanılmalıdır:
“Bu kararı neden verdin?”
“Alternatifin neydi?”
“Etik sonucu ne?”
“İş güvenliği açısından hangi riski aldın?”
İşte Deweyci çizgi buradadır:
Yapay zekâ yanıt vermez; soruyu büyütür.
Bu noktada bir metafor: Yapay zekâ, atölyede ustanın yerini alan bir kol değil; ustanın elindeki ışıktır. Işık doğruyu dayatmaz; ayrıntıyı görünür kılar.
IV. Emek ve Demokrasi: Mesleki Eğitim Neden Siyasal Bir Konudur?
Mesleki eğitimi yalnızca ekonomi başlığıyla konuşmak büyük bir yanılgıdır. Mesleki eğitim aynı zamanda bir demokrasi meselesidir. Çünkü demokrasi yalnızca oy vermek değil; hayatın ortak kararlarında söz sahibi olabilmektir.
Eğer bir toplumda üretenler—tamir edenler, inşa edenler, bakım verenler, taşıyanlar—karar süreçlerinin dışında kalıyorsa, o toplumun demokrasisi kâğıt üzerinde kalır. Dewey’nin “demokrasi bir yaşam biçimidir” sözü tam burada ete kemiğe bürünür.
Bu nedenle şu cümle bu yazının omurgasıdır:
Emeğin sustuğu yerde demokrasi konuşamaz.
V. Mesleki ve Teknik Eğitimde “Yeni Ustalık”: Yaratıcılık, Yetkinlik ve Değerler
Bugün 2030’a giderken Dünya Ekonomik Forumu’nun öne çıkardığı beceriler tesadüf değildir: yaratıcılık, eleştirel düşünme, problem çözme, analitik düşünme, esneklik, iletişim, işbirliği, liderlik, sosyal beceriler, çevre bilinci.
Bu beceriler yalnız akademik okulların tekelinde değildir. Aksine, mesleki ve teknik eğitim bu yetkinliklerin en doğal gelişim alanıdır. Artık analitik düşünce tek başına yetmez. Yaratıcılık, bilgiyi ve beceriyi yeni bağlamlarda kullanabilme yetisidir.
Bu yüzden yetkinliği dar anlamda ele alamayız:
Yetkinlik = bilgi + beceri + tutum + değerlerdir.
Etik, ahlak, hoşgörü, insan ilişkileri, birlikte üretme, liderlik, paylaşma… Bunlar mesleki eğitimin “ekstra”sı değil; özüdür. Çünkü emek yalnızca teknik bir faaliyet değil; ahlaki bir ilişkidir.
VI. KKTC İçin Bir Fırsat: Küçük Ölçek, Büyük Pedagoji
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için mesleki ve teknik eğitim tali bir alan değildir; stratejik bir alandır. Bugün yaklaşık %20 düzeyinde olan mesleki ve teknik eğitim oranı, kademeli bir geçişle artırılmalıdır: önce %40’lara, sonra %50–60’lara ve uzun vadede %70–80’e.
Bu geçiş yalnızca niceliksel değil; niteliksel olmak zorundadır. Meslek liselerinden mezun olan gençler için iki yıllık teknoloji okulları, üniversite kültürüyle, evrensel değerlerle ve yapay zekâ okuryazarlığıyla desteklenmelidir. Böylece gençler yalnız yerel ihtiyaçlara değil, küresel dönüşümlere de uyum sağlayabilecek bir donanıma kavuşur.
Sonuç Yerine
Sonuç Yerine
Dewey bize şunu öğretmişti:
Eğitim, insanı yalnızca iş bulmaya değil; hayat kurmaya hazırlar.
Ama hayat, tek tip insanlar tarafından kurulmaz.
Bir toplum ancak ve ancak farklılıkların birlikte yaşayabildiği ölçüde toplumdur. Özel eğitim gereksinimi olan bireyler bu toplumun yükü değil; vicdanıdır. Ve daha da önemlisi: Toplum, yalnızca “ortalama” bireylerden oluşmaz. Yavaş öğrenenlerden üstün yeteneklilere; görme, işitme ya da bedensel engeli olanlardan gelişim süreçlerini farklı yaşayan bireylere kadar her insan, bu bütünün eşit derecede anlamlı bir parçasıdır.
Kapsayıcı bir eğitim anlayışı tam da burada başlar. Özel eğitim, bir “kenar alan” değil; eğitimin ahlaki merkezidir. Çünkü bir toplum, en kırılgan bireyleri için kurduğu eğitim kadar adildir. Eğer eğitim sistemi farklı öğrenme hızlarını, farklı zihinsel profilleri, farklı bedensel ve duyusal gereksinimleri kapsayabiliyorsa; işte o zaman eğitim, gerçekten eğitim olur. Ve ancak o zaman toplum, vicdanî bir rahatlık içinde kendine bakabilir.
John Dewey’nin deneyim, demokrasi ve eşitlik anlayışıyla; yapay zekânın doğru, destekleyici ve insanı merkeze alan kullanımı buluştuğunda, özel eğitim bir “eksiklik telafisi” olmaktan çıkar; insan çeşitliliğinin pedagojik değere dönüştüğü bir alana evrilir. Yapay zekâ burada da karar veren değil; uyarlayan, destekleyen, farklı yollar açan bir araç olmalıdır. Çünkü mesele “normali” öğretmek değil; her bireyin kendi potansiyeline ulaşabileceği yolları açmaktır.
Bu yazı dizisinin bir sonraki durağı bu nedenle özel eğitim olacak. Çünkü kapsayıcılık, bir eğitim sisteminin gerçek sınavıdır.
Ve ondan sonraki, dizinin son durağı ise kaçınılmazdır:
Üniversite, demokrasi ve algoritmalar.
Çünkü eğer üniversite düşünmeyi bırakırsa,
algoritmalar sorgulanmazsa,
ve demokrasi yalnızca bir yönetim biçimi sanılırsa,
toplum sessizce çözülür.
Devamı gelecek...
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.