Yapay Zeka ve Eğitim: (5/5)
Üniversite, Demokrasi ve Algoritmalar — Deweyci Bir Yükseköğretim Muhasebesi
Bir toplumun geleceği bazen okul öncesinde sorulan bir “neden”le başlar; bazen bir atölyede elin zihne karışmasıyla; bazen de kapsayıcı bir sınıfta en az konuşanın sesinin duyulmasıyla… Ama bütün bu yollar, eninde sonunda aynı kapıya çıkar: üniversiteye. Çünkü üniversite yalnızca meslek kazandıran bir kurum değil; bir toplumun düşünme kapasitesinin, hakikat anlayışının ve demokratik reflekslerinin kurumsal adıdır.
Kuzey Kıbrıs gibi küçük bir adada yirmi üç üniversitenin bulunması, kâğıt üzerinde etkileyici bir niceliktir. Ancak bu nicelik, otomatik olarak nitelik üretmez. Üniversite sayısı arttığında toplum kendiliğinden aydınlanmaz; tıpkı sınıfa teknoloji girdiğinde öğrenmenin kendiliğinden derinleşmemesi gibi. John Dewey’nin diliyle söyleyelim: Kurumlar, ancak deneyimi büyüttükleri ölçüde anlam kazanır. Üniversitenin deneyimi ise ders programından ibaret değildir; sorgulama, kamusal akıl, eleştirel muhakeme ve ortak yaşam kültürüdür.
Bugün bu deneyimin en büyük sınavı yapay zekâdır. Çünkü yapay zekâ üniversiteyi iki yöne de çekebilecek bir güç taşır: Ya bilgiyi hızlandırırken düşünmeyi zayıflatır; ya da bilgiyi çoğaltırken düşünmeyi daha da keskinleştirir. Hangisinin gerçekleşeceği, teknolojinin parlaklığından değil; üniversitenin seçtiği değerlerden anlaşılır.
I. Üniversite Susarsa, Toplumun Muhakemesi Susar
Üniversitenin en büyük sermayesi bina, kampüs ya da bölüm listesi değildir. Üniversitenin asıl sermayesi epistemik haysiyettir: delile sadakat, yöntem disiplini, şeffaflık, eleştiriye açıklık, yanlışlanabilirlik ve tartışma kültürü. Bu zemin zayıfladığında üniversite bilgi üretmez; yalnızca bilgi dolaştırır. Oysa çağımızda bilgi dolaşımı zaten fazlasıyla vardır. Asıl mesele, bilgiye yön, bağlam ve anlam kazandırabilmektir.
Dewey’nin demokrasi anlayışı burada belirleyicidir: Demokrasi yalnızca sandık değildir; kamusal aklın sürekliliğidir. Kamusal akıl zayıfladığında toplum tartışmayı kaybeder; tartışma kaybolduğunda geriye yalnız slogan kalır. Üniversite bu nedenle bir “sektör” değil, bir demokrasi altyapısıdır.
Yapay zekâ çağında bu altyapının yeni boyutu şudur: algoritmik kamusallık. Artık bilgiyi yalnızca kütüphaneler değil; sıralama sistemleri, öneri motorları, arama algoritmaları ve veri akışları biçimlendiriyor. Üniversite bu akışın dışında kalırsa, toplumun hakikat pusulası “rastgele çekim gücüne” teslim olur.
II. Algoritmalar Tarafsız Değildir: Yeni Yurttaşlık Okuryazarlığı
Algoritmalar çoğu zaman “tarafsız” görünür; çünkü matematikle konuşur. Oysa matematik, insandan bağımsız değildir. Veri seçimi, hedef fonksiyonları, ölçütler, optimizasyon kriterleri—hepsi değer yüklüdür. Üniversite bu gerçeği öğrencisine öğretmiyorsa, öğrenci teknolojiyle karşılaştığında “akıllı olana” teslim olur. Deweyci çizgide ise esas olan, akıllı olana teslim olmak değil; aklı çalıştırmaktır.
Bu nedenle yapay zekâ okuryazarlığı üniversitede yalnızca teknik bir yeterlilik olamaz; bir yurttaşlık yetkinliği olmak zorundadır. Öğrenci şunları ayırt edebilmelidir:
- Veri, dünyanın kendisi değil; dünyanın seçilmiş bir kesitidir.
- Model, gerçeğin kendisi değil; gerçeğin yaklaştırmasıdır.
- Doğruluk her zaman adalet değildir; adalet ayrıca tartışılır.
- Otomasyon her zaman ilerleme değildir; bazen sorumluluktan kaçıştır.
Üniversitenin görevi “yapay zekâ kullanan mezun” üretmek değil; yapay zekâyı sorgulayabilen yurttaş yetiştirmektir.
III. Akademik Özgürlük ve Hesap Verebilirlik: Yeni Dengenin İnşası
Yapay zekâ üniversiteye girdiğinde iki kolay ama tehlikeli refleks ortaya çıkar: Her şeyi verimlilik adına hızlandırmak ya da her şeyi risk gerekçesiyle yasaklamak. Oysa üniversite ne yalnızca hızdır ne de yalnızca fren. Üniversite, özgürlüğü korurken hesap verebilirliği büyüten bir denge sanatıdır.
Dewey’nin “deneyim” vurgusu burada yönetsel bir ilkeye dönüşür. Yapay zekâ üniversiteden kovulacak bir tehdit değil; etik bir çerçeveyle içeri alınacak bir araçtır. Ancak bu etik, bir prosedür dosyası değil; yaşayan bir kültür olmak zorundadır:
- Şeffaflık: Hangi sistem nerede ve hangi amaçla kullanılıyor?
- Adalet: Belirli gruplar sistematik olarak dezavantajlı hale geliyor mu?
- Gizlilik: Öğrenci ve akademik veri nasıl korunuyor?
- İnsan denetimi: Son karar kime ait?
- Akademik dürüstlük: Üretim ile kopya arasındaki sınır nasıl öğretiliyor?
Bunlar teknik ayrıntılar değil; üniversitenin karakteridir.
IV. Kuzey Kıbrıs ve 23 Üniversite: Kalabalık mı, Ekosistem mi?
Yirmi üç üniversite, eğer birbirinin tekrarıysa bir kalabalıktır; eğer birbirini tamamlıyorsa bir ekosistemdir. Küçük ölçekli toplumların avantajı açıktır: İşbirliği daha hızlı kurulur, pilot uygulamalar daha çevik yürür, üniversite–kamu–toplum bağları daha doğrudan örülebilir. Dezavantajı ise yanlış tasarımda herkesin kendi adacığına çekilmesidir.
Yapay zekâ Kuzey Kıbrıs için bir gösteri teknolojisi değil; nitelik sıçraması için stratejik bir imkân olabilir. Ancak bu, tek tek yazılım alımlarıyla değil; ortak bir Deweyci üniversite vizyonuyla mümkündür:
- Üniversiteyi piyasaya eklemlenen bir hizmet üreticisi değil, kamusal akıl kurumu olarak yeniden tanımlamak,
- Yapay zekâyı yalnız ders ve idari hız için değil; araştırma etiği, algoritmik şeffaflık ve toplumsal etki için konumlandırmak,
- Öğrenciyi tüketici değil; kampüsün, kentin ve toplumun ortak üreticisi olarak görmek.
Üniversite şehirden koparsa, şehir de aklını kampüs kapısında bırakır.
V. Sonuç Yerine: Hakikatin Yükünü Taşıyabilen Üniversite
Bu yazı dizisinde okul öncesinden başladık, atölyeye indik, kapsayıcılığa uğradık ve üniversitede durduk. Geldiğimiz yerde açıkça görüyoruz: Yapay zekâ çağında asıl mesele teknoloji değildir; insanın düşünme ve birlikte yaşama kapasitesidir. Dewey’nin mirası bugün tek bir cümlede yoğunlaşır: Eğitim, demokrasi için bir yaşam biçimidir. Üniversite ise bu yaşam biçiminin en yüksek yoğunluklu alanıdır.
Bu nedenle üniversiteye dair nihai soru şudur:
Algoritmalar çağında üniversite, toplumun aklını mı büyütecek; yoksa toplumu “hazır cevaplara” mı teslim edecek?
Üniversite düşünmeyi bırakırsa, toplum susar.
Üniversite yalnızca çıktı üretirse, hakikat görünmez olur.
Üniversite etik yerine hızı seçerse, adalet gecikir.
.......
.......
Bu dizi burada bitiyor; ama eğitimde söz bitmez. Çünkü hayat her gün yeni bir soru sorar; insan da her gün o soruya yeniden hazırlanmak zorundadır. Okul öncesinden üniversiteye, sınıftan topluma uzanan bu uzun yolculukta yapay zekâ yalnızca bir araçtır; asıl mesele, insanın daha iyiye yürüme iradesidir. Değişim durmadıkça öğrenme de durmayacak; öğrenme durmadıkça, bizim söyleyecek sözümüz de tükenmeyecektir.
Şimdilik bu kadar.
Devamı gelecek — ama daha sonra...
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.