İnsan neden kendini sürekli dağıtıyor?
İnsan kendini dağıtmıyor; kendinden kaçıyor. Bugün “odaklanamıyorum”, “dikkatim çok dağınık”, “hiçbir şeye tahammülüm yok” diyen herkesin yaşadığı şey bir zihinsel sorun değil, varoluşsal bir savunma refleksi. Dağılmak, çağımızın en yaygın kaçış biçimi hâline geldi. Çünkü durmak tehlikelidir. Durmak, insanı kendisiyle karşı karşıya bırakır.
İnsan durduğu anda sorular başlar. “Ben ne yapıyorum?”, “Bu hayat gerçekten benim mi?”, “Neden bu kadar yorgunum?”, “Neyi erteliyorum?” Bu soruların cevabı kolay değildir. O yüzden insan durmak yerine dağılmayı seçer. Ekranlar, bildirimler, gündemler, tartışmalar, gereksiz meşguliyetler tam da bu noktada işe yarar. Hepsi aynı işlevi görür: iç sesi bastırmak.
Modern dünyada meşgul olmak bir erdem gibi sunuluyor. Takvimi dolu olan değerli, boş olan yetersiz sayılıyor. Oysa bu doluluk çoğu zaman anlamdan değil, kaçıştan besleniyor. İnsan neye yetiştiğini bilmiyor ama geri kalmaktan korkuyor. Bu korku, sürekli bir hareket hâlini normalleştiriyor. Hareket var ama yön yok.
Dağılmak aynı zamanda sorumluluğu ertelemenin en pratik yoludur. İnsan kendini dağıttığında, karar vermek zorunda kalmaz. Çünkü karar, durmayı gerektirir. Ne istediğini düşünmeyi, ne istemediğini kabul etmeyi gerektirir. Dağınık bir zihin ise hiçbir şeyi netleştirmez. Her şey yarım kalır. İlişkiler, fikirler, duygular… Hepsi yüzeyde dolaşır, derinleşmez.
Dikkatin parçalanması bir neden değil, bir sonuçtur. Asıl sorun, insanın kendi iç bütünlüğünü kaybetmesidir. İç dünyasıyla bağı zayıflayan insan, dış uyaranlara bağımlı hâle gelir. Ne hissettiğini bilmediği için neye tepki verdiğini de bilemez. Bu yüzden kolay yönlendirilir, kolay kışkırtılır, kolay tüketilir.
Kendini dağıtan insan aslında kendini koruduğunu sanır. Oysa tam tersi olur. Dağınık bir zihin, her etkiye açıktır. Gürültüye, öfkeye, korkuya, başkalarının gündemine… Toplanamayan insan, başkasının temposuna mahkûm olur. Kendi ritmini kaybeder.
Toplanmak ise cesaret ister. Sessizlikle kalabilmeyi, boşluğa dayanabilmeyi, tek bir duyguya uzun süre bakabilmeyi gerektirir. Bu çağda bunlar neredeyse devrimci davranışlardır. Çünkü sistem, insanın kendisiyle baş başa kalmasını istemez. Kendisiyle kalan insan, kolay yönetilmez.
Belki de soru şudur: İnsan neden bu kadar çok şeyle meşgul de kendisiyle meşgul değil? Çünkü kendisiyle kalmak, dağılıp kaybolmaktan daha zor, ama çok daha gerçek bir varoluştur.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.