Yavaş bir pazar sabahının insana hatırlattıkları
Pazar sabahları acele etmez. Saat çalmaz, takvim bağırmaz, kimse bir yere yetişmeni beklemez. Bu yüzden pazar sabahları insana kendisini hatırlatır. Haftanın diğer günlerinde unuttuğumuz o basit ama hayati şeyi: yavaşlamanın bir ihtiyaç olduğunu.
Yavaş bir pazar sabahında yapılan hiçbir şey büyük değildir. Ama hepsi yerindedir. Biraz geç uyanmak, pencereyi açıp havaya bakmak, kahvenin demlenmesini beklemek… Bunlar küçük eylemler gibi görünür ama ruhu onaran şeylerdir. Çünkü hızdan değil, dikkatten beslenirler.
Hafta içi yaşadığımız acele, çoğu zaman gerçek bir zorunluluk değildir. Alışkanlıktır. Pazar sabahı bu alışkanlığı askıya alır. “Bir şey yapmasan da olur” der. “Bugün sadece olsan yeter” Bu cümle, insanın kendine nadiren kurduğu bir cümledir.
Yavaşlık, tembellik değildir. Yavaşlık fark etmektir. İçtiğin çayın tadını, ışığın odadaki hareketini, sessizliğin tonunu… Bunlar hızlandığında kaybolur. Pazar sabahları kaybolanları geri getirir.
Belki de pazar sabahlarının en büyük hediyesi şudur: İnsan o gün kendini bir proje gibi görmez. Düzeltilmesi gereken bir şey, yetişilmesi gereken bir hedef, kanıtlanması gereken bir başarı yoktur. Sadece insan vardır.
Yavaş bir pazar sabahı, haftaya küçük ama güçlü bir hatırlatma bırakır: Hayat, her gün koşturmak zorunda olduğun bir yarış değil. Bazen durup bakabildiğin bir manzaradır.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.