İnsan çok şey biliyor ama hiçbir şeyi yaşamıyor
Bu çağda insan bilgisiz değil; deneyimsiz. Her şey hakkında fikrimiz var ama çok az şeyle gerçek bir temasımız var. Okuyoruz, izliyoruz, dinliyoruz, yorumluyoruz. Ama yaşamıyoruz. Çünkü yaşamak risk ister, bilgi ise güvenli bir mesafe sunar. Bilgi insanı korur; deneyim insanı dönüştürür. Bugün tercih edilen şey dönüşüm değil, korunma.
İnsan artık yaşadığını değil, bildiğini anlatıyor. Bir acıyı tanımlayabiliyor ama içine girmiyor. Bir değeri savunabiliyor ama bedelini ödemiyor. Her konuda cümlesi var ama çok az konuda izi var. Hayat, giderek seyirlik bir şeye dönüşüyor. İnsan kendi hayatının izleyicisi gibi davranıyor.
Bilgi çoğaldıkça bilgelik artmıyor, çünkü bilgelik bilgiyle değil, temasla oluşur. Yanılmakla, beklemekle, kaybetmekle, susmakla… Bunlar yaşanmadan bilgelik olmaz. Ama bu çağ yanılmayı sevmez. Hata yapmaktan korkar. O yüzden insan, deneyimin yerine teoriyi koyar. Teori güvenlidir; can yakmaz.
Bilgi aynı zamanda bir kalkan işlevi görür. İnsan bildiklerinin arkasına saklanır. Bir ilişki zorlaştığında, bir fikri yaşamak zahmetli geldiğinde, bir karar bedel gerektirdiğinde bilgi devreye girer. “Aslında bu böyle”, “zaten bunun psikolojik sebebi şu”, “bunun sosyolojik açıklaması var” gibi cümleler, yaşanmamışlığın bahanesine dönüşür. Açıklamak, yaşamaktan daha kolaydır.
Yaşanmamış bilgi zamanla ağırlık yapar. İnsan ne yapması gerektiğini bilir ama yapamaz. Ne hissetmesi gerektiğini bilir ama hissedemez. Bu durum içsel bir çelişki üretir. İnsan kendine kızar, yetersiz hisseder, ama yine de risk almaz. Çünkü bilgiyle yaşamak mümkündür; ama deneyimle yaşamak cesaret ister.
Modern insan bu yüzden yorgundur. Çünkü bildiği hayatı yaşamamak, yaşamadığı hayatı bilmek insanı içten içe tüketir. İçte bir birikme olur. Bastırılmış istekler, ertelenmiş kararlar, yaşanmamış duygular… Hepsi bilgiyle örtülür ama kaybolmaz. Sadece derine itilir.
Hayat kitaplardan öğrenilmez. Rehberlik edilebilir ama ikame edilemez. Bilgi yol gösterir; adımı atmaz. Adımı atmayan insan ise zamanla kendi hayatına yabancılaşır. Her şeyi bilir ama hiçbir şey ona ait değildir. Çünkü aidiyet, yaşanarak oluşur.
Belki de bu çağın asıl trajedisi şudur: İnsan her şeyi biliyor ama kendini hayatta hissetmiyor. Çünkü hayat, anlatılan değil; içine girilendir. Ve içine girmeden hiçbir bilgi, insanı canlı tutmaya yetmez.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.